Animasyonun Kadınları

Hilal Can

İllüstratör

19.12.2019

 

1987 yılında Çanakkale’de doğdum. Önce Diyarbakır, sonra Manisa da ilk ve orta öğrenimimi bitirdim. Lisede ise, Hüseyin Akif Terzioğlu Güzel Sanatlar Lisesi’ni kazanıp, Çanakkale’ye gittim. Buradaki 4 yıllık eğitimin ardından Eskişehir Anadolu Üniversitesi, Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü’nde 4 senelik lisans eğitimini tamamladım. Yüksek Lisansa ise  Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü, Resim bölümünde devam ettim. “Resimsel Kurguda İçsel ve Dışsal Gerçeklik” başlıklı tezimi tamamladıktan sonra aynı bölümde doktora derslerine başladım. Bu süreçte, serbest çizim teknikleri, desen,kompozisyon alanlarında aynı üniversitede dersler vermeye başladım. Doktora tezim süresince ise akademisyenlik hayalinin tam da benim hayalim olmadığını anlayıp, Danimarka’ya doğru bir maceraya çıktım. Burada 18 ay öğrenme zorluğu çeken çocuklarla Hellebaek Okulu’nda bazı çalışmalar yaptık. Buradan döndüğümden beri de İstanbul’daki atölyemde çalışmalarıma devam ediyorum. Profesyonel olarak ilk illüstrasyon deneyimime, lisans eğitim dönemimde bana ulaşan Katalunya Üniversitesi dergisi Walk Inn ile başladı. Daha sonra farklı dergiler ve fanzinlerle  de devam etti/ ediyor.

 

Çizgi roman/illüstrasyon ilginiz ne şekilde başladı? Sizin için ne ifade ediyor ve bu mecrayı neden seçtiniz? Etkilendiğiniz, size hocalık yapan isimler oldu mu?

Aslında son zamanlarda, illüstrasyona/ resime, konuşarak ifade edemediğim şeyleri kendimden çıkarmak için başladığımı fark ettim. Dolayısıyla “resimlemek” benim için ister istemez bir dışa vurum/ifade aracı oldu.  Lisans süresince derslerini aldığım İsmail Özgür Soğancı’nın bende büyük etkileri oldu. İllüstrasyon kavramıyla tanışmamda ise, Erasmus öğrencisi olarak gittiğim Helsinki Sanat ve Tasarım Üniversitesi zamanı tanıştığım Emmi Jormalainen’in etkisi olduğunu söyleyebilirim.

 

Ne tip hikayeler anlatmayı seviyorsunuz, çalışmalarınızda temel bir tema ya da dert var mı?

Hikayelerimin çoğu kendi yaşantı ve gözlemlerimden çıkan süreçler oluyor. Çoğunlukla duygusal olarak beni etkileyen durumlar bazen küçük sembol, renk ya da şekiller olarak resimlediğim yüzeylere yansıyor. Kendi sürecim son birkaç senedir, var edilmiş bir beni yeniden yapılandırmakla ilgili olduğundan, çalışmalarımın temel derdi de bireyin varoluş süreci, içsel ve dışsal gerçeklik arasında kalmış psikolojik portreler, özgürlük arayışı gibi konuların etrafında biçimleniyor diyebilirim.

 

Kullandığınız özel bir teknik ya da stil var mı? Varsa nasıl oluştu, gelişti? Sizi en iyi ifade eden filminiz, çalışmanız?

Özel bir teknik ya da stil yok ama birden çok teknik ve stilden söz edebilirim. İfade etmek istediğim duyguya en uygun enstrümanları bulmak, bu işin bendeki çocuk yanımı doyuran önemli yönlerinden biri oluyor. Bir teknik ya da stile bağlı kalmak konusunu özellikle üretim süresi boyunca sıkıcı buluyorum. Resim ve illüstrasyonun yanı sıra; kolaj, asamblaj, seramik, fotoğraf, performans, yerleştirme hatta müzikle de uğraşıyorum ve hepsi birbirine yardımcı oluyor.

 

Çalışmalarınızda size en önemli unsur nedir? Hikaye, karakter, tasarımı, görsel dünya, mesaj…?

Çalışmalarımdaki en önemli unsurun ruh, dolayısıyla hisler ve bu hisleri doğru aktarmak olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla önemsediğim şey üretim süreci oluyor. Yoğunlaşarak başlayıp bitirdiğim her işi mesaj anlamında doğru aktarmaktan öte, kendimden çıkış sürecine samimiyetle eğildiğimde, sonunda o mesajın nasıl olsa ulaşacağını düşünüyorum. Onu yaparken, gördüğüm/koyduğum hissin, izleyiciye geçiyor oluşunu önemsiyorum.

 

Kimler ya da neler size ilham veriyor? Favori, en sevdiğiniz çizerler, kitaplar, karakterler?

Bana ilham veren şeyler, rastgele yürürken bir binanın mimarisinde gördüğüm rölyef  ya da parkta otururken ,izlediğim bir kuşun gölgesi bile olabiliyor. Bu durum daha çok o süreçte kafamda neyle meşgul olduğuma göre değişiyor. Son zamanlarda ise işlerinden teknik anlamda ilham aldığım ressam Henri Bresil. Kitap olarak da “Kurtlarla Koşan Kadınlar” kitabının bende zihin açıcı etkileri olduğunu söyleyebilirim.

 

Kadın olmanızın çalışmalarınızda size eksi ve artıları oldu mu? Olduysa neler?

Kadın olmak başta bende tek başıma ve sanatçı olarak yaşayamayacağım korkusu yaratmıştı. Bu süreç kodlarımda ve eski alışkanlıklarımda değişiklikler yapmamı gerektiren bir dönem oldu. Sanki doğduğumdan beri hayallerimi ancak bir beyaz atlı prens üzerinden gerçekleştirebileceğimi öğrenmişim de bunu dışında kendi kendime gerçekleştirebileceğim bir hayalim yokmuş gibiydi. Bu durum çalışmalarıma direkt tek bir konu olarak yansımadı ancak bu dönemde çıkan “Nevroz” serisi çalışmalarında bazı sıkıntıları hissetmek mümkün olabilir .

 

Çizgi roman, karikatür ya da illüstrasyon için gerekli gördüğünüz altyapı nedir, olmazsa olmazları neler?

Açıkçası hiçbir görsel ya da sessel sanat üretiminde önemli bir alt yapı olması gerektiğini düşünmüyorum. Bence önemli olan ısrarcı olup sürdürmek, içinden gelene samimi davranıp ona yoğunlaşmak ve kendini/yaptığını ciddiye almak. Bu süreçte tabi izlemek, okumak, bakmak, göstermek/ görmek ve paylaşmak büyük rol oynuyor.

Bu site, reCAPTCHA ile korunur; Google Gizlilik Politikası ve Hizmet Koşulları geçerlidir.

Animasyonun Kadınları
İstanbul, TR