Animasyonun Kadınları

Zeynep Akçay

Animatör, Yönetmen, Akademisyen

10.04.2017

Kırşehir’de 1978 yılında doğdum. Memur çocuğu olarak bir çok kentte dolaştıktan sonra Galatasaray Lisesi nedeniyle gençliğimin son durağım İstanbul oldu. Üniversiteye başlarken hayatta ne olmak istediğimi pek bilmiyordum, sınavlar sonucunda kendime en yakın hissettiğim yer olan Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde okudum. Alanı tanıdıkça ilgim Radyo-Sinema-Televizyon modülünde okumama yol açtı. Burada TV programları, belgeseller ve kısa filmler gerçekleştirdim. Yeniden lisans okumaya başladığım 2003 yılını baz alırsak 14 yıldan fazla süredir animasyon ile uğraşıyorum.

Animasyona ilginiz ne şekilde başladı? Sizin için ne ifade ediyor ve bu mecrayı neden seçtiniz? Etkilendiğiniz, size hocalık yapan isimler oldu mu? 

Animasyona Radyo Sinema Televizyon modülünde öğrenciyken festivallerde izlediğim kısa animasyon filmleri sayesinde, yavaş yavaş ilgi duymaya başladım (özellikle Steffen Schäffler‘in “Perukçu” filmini anmalıyım burada) Ailemde sanatçı olmadığı ve Türkiye’de animasyon henüz çok tanınmadığı için o dönemde hayatımı animasyon yaparak geçirme fikri dimağımda oluşmamıştı. Ancak ses – görüntü ile uğraşmayı seviyordum ve bunlarla kendimi daha kolay ifade edebildiğimi hissediyordum. Animasyonu da bunu yapmak için en özgür yöntemlerden biri olarak görüyordum. Her türlü malzemeyi ifade aracı haline getirebilme fikri özellikle etkiliyordu beni. Şimdiden bakınca deneysel kısmı daha baskınmış diyebilirim. Bir yandan lisansa devam ederken bir yandan animasyon sanatçısı olma seçeneği somutluk kazanmaya başladı kafamda. Bitirme tezimi de bu nedenle “Türkiye’de Neden Animasyon Sektörü Yok?” sorusu üzerine gerçekleştirdim. Bir yandan da çizim çalışıp yurtdışına başvurmak için bir portfolyo oluşturdum. Sonuçta 2003 yılında Kanada – Montreal’de Concordia Universitesi’nde Animasyon lisansına başladım. Sanırım NFB ekolüne yakınlığı ve deneyselliğe önem verişi bu üniversiteyi seçmemde etkili oldu. Burada Stefan Anastasiu ve Chris Hinton gibi önemli hocalarım oldu, ancak doğrusu pek usta-çırak ilişkisi oluşturmaya elverişli bir öğrenim anlayışı yoktu. Daha çok kendi kendime, deneme-yanılma yöntemiyle yaptım kendi filmlerimi. Hala da kişisel filmlerimde benzer şekilde yol alıyorum, her filmde yeni bir şeyler denerken ve öğrenirken buluyorum kendimi.

Animasyon yapımında üstlendiğiniz görev nedir? Senarist, yönetmen, yapımcı, animatör, karakter tasarımcısı, …?

Animasyon yapımında… aslında çok çeşitli görevler aldım, ama özetlemek gerekirse: 1- Kendi filmlerimde genelde karakter tasarımından animasyona ve hatta ses tasarımına kadar hemen her şeyi üstleniyorum. Bu aslında çok da iyi bir yöntem değil galiba. Son projemde interaktif bir iş gerçekleştirdim ve kodlama konusunda eşimden yardım aldım. 2- Ticari işlerde genelde 2B karakter animatörü görevinde bulundum. 3- Yakın zamanda gerçekleştirdiğim piksilasyon/stop motion workshoplarında yönetmenlik yaptığımı söyleyebilirim. 4- Bir de, dolaylı da olsa animasyon hocalığını ekleyebiliriz; öğrenci filmleri için danışmanlık/prodüktörlüğe yakın bir role denk düşer bu görev herhalde. 5- En son, animasyon üretiminde olmasa da “üzerine düşünmede” görev aldığımı belirtmeliyim. Animasyonun anlatı yapısıyla ilgili yüksek lisans tezimin ardından şu an etkileşimli animasyonla ilgili bir sanatta yeterlik çalışması bitirdim ve bu çalışmanın eser metnini yazıyorum.

Ne tip hikayeler anlatmayı seviyorsunuz, filmlerinizde temel bir tema ya da dert var mı? Bir filmi yapmaya, oluşumuna katkı sağlamaya sizi motive eden nedir?

Genelde görüntülerin ritminden, kompozisyonundan veya dokusundan etkilendiğim için, veya yeni bir teknik denemek için film yapmaya yöneliyorum. Hikaye anlatımı benim için birinci planda değildi pek, ancak genel bir hüzün ve gariplik hissi olduğunu söyleyebilirim şu ana kadar yaptığım işlerde. Bu da evrilmekte ve değişmekte: Şu an animasyon ile gerçek yaşam arasında bir köprü kurma arayışı daha baskın. En son sanatta yeterlik tezim için okul öncesi çocuklara yönelik etkileşimli bir animasyon filmi yaptım ve bu filmi ve doğrusal versiyonunu 200den fazla çocuğa izleterek etkileşimin yarattığı değişiklikleri araştırdım. Böyle bir projeye yönelmemde doğrusal ve etkileşimli animasyonun genç beyinlerde nasıl algılandığı merakı baskındı. Galiba beni motive eden en temel ve en değişmeyen şey, merak.

Kullandığınız özel bir teknik ya da stil var mı? Varsa nasıl oluştu, gelişti? Sizi en iyi ifade eden filminiz, çalışmanız?

Özel bir teknik sanırım yok; kendime ait bir stil de henüz belirmedi bence. 35 mm film ile de çalıştım, Harmony ile 2 boyutlu karakter animasyonu da yaptım, video görüntüleriyle de oynadım, stop-motion-piksilasyon da yaptım. 3D ye çok az bulaştığımı söyleyebilirim. Stop-motion’ın ise ayrı bir yeri var, çok uygulamasam da. Beni en çok yansıtan film veya çalışmam, hissiyat bakımından “Sans Titre” veya “Bilir”, estetik keyif bakımından ise (“sadece” yönetmenliğini yapmış olduğum ama izlerken en hoşuma giden) Jazz-Motion.

Filmlerinizde size en önemli unsur nedir? Senaryo, müzik, karakter tasarımı seslendirme, görsel dünya, …?

Görsel ve işitsel dünya, ritim.

Filmlerinizde ekip arkadaşlarınız kimlerden oluşuyor?  Belirli isimlerle mi çalışıyorsunuz? Ekip arkadaşı seçimlerinizi neler etkiliyor? 

Kendi başlatmadığım filmlerde ekip arkadaşlarımı seçemiyorum çok fazla doğal olarak. Kendi başlattığım filmlerde ise genelde yalnızım. Son projelerimde eşim Orçun Nişli ile çalışmaya başladık. Kendisi oyun tasarımcısı ve geliştiricisi, dolayısıyla hem estetik hem anlatı hem de teknik bakımdan beni oldukça besleyebiliyor.

Kimler ya da neler size ilham veriyor? Favori, en sevdiğiniz animasyon filmler?

Bir çok yerden ve kişiden ilham alıyorum. Bütün zamanlar en sevdiğim animasyon filmi Len Lye’ın Free Radicals’ı ve Yuri Norstein’ın Hedgehog in the Fog’u. Caleb Wood şu sıralar en etkilendiğim bağımsız film yönetmeni.  Her ne kadar kendim pek fazla 3D ve anlatısal işler yapmamış olsam da Pixar filmlerindeki karakter animasyonunu ve ışığı seviyorum. Zootopia çok başarılı bir film bence bu açıdan.

Kadın olmanızın animasyon alanında size eksi ve artıları oldu mu? Olduysa neler?

Kadın olmamın özellikle animasyon için eksisini pek hissetmedim diyebilirim, bunda ilk animasyon deneyimlerimi Kanada’da yaşamam etkili olabilir. Türkiye’ye döndükten sonra çalıştığım ilk şirketin patronu da feminist bir kadındı, kadın olmam ilişkimizde belki pozitif etki bile yaratmıştır. Akademide de bir fark yaratmadığını düşünüyorum kadın olmamın, genel hiyerarşik sorunlar erkek olsam da yaşanırdı. Bununla birlikte geçtiğimiz yıl Disney ve Sony’de üst düzey görevler alan iki kadın ile konuşma fırsatı buldum, ve sektörün hala ne kadar erkek egemen olduğundan bahsettiler. Büyük bütçeli bir filmde yönetmen veya prodüktör olmak bir kadın için hala çok kolay değil.

Animasyon için gerekli gördüğünüz altyapı sinema mı, grafik tasarım mı? Ya da ne? Sizce animasyon eğitiminin olmazsa olmazları neler?

Hepsi. Sinema-iletişim altyapısından gelip bu altyapıyı grafik ve güzel sanatlar alanında ilerleten biri olarak her disiplinin animasyona katabileceği değişik şeyler olduğunu deneyimliyorum. Türkiye’de iyi çizim yapmak animasyonun değişmez ön şartı gibi algılanıyor, ama sinemadan gelen hareket tasarımı, sekansiyel anlatım, ses kavrayışı da en az çizim veya görsel tasarım kadar önemli. Öğrencilerde gözlemlediğim şey, genelde güzel bir karakter çizimi yaptıklarında filmlerinin de otomatikman güzel olacağını düşünüyorlar. Halbuki o karakter sadece başlangıç. Bununla birlikte görsel – ve plastik -sanatlardaki birikim de animasyon için çok önemli. Alexeieff animasyonun temelini “hayal gücünün ellerle, dolaysız bir şekilde oluşturulması”nda buluyordu. Bu bence animasyon ile ilgili biraz fazla idealleştirme tutumu taşısa da aslında “manuel – elle yapılan” bir iş oluşunu çok doğru yansıtıyor. Dolayısıyla animasyon için “elle yapılmış sinema” demek çok da yanlış olmaz, bu nedenle de sinema, görsel tasarım, hatta şimdilerde kodlama bilgisi de eklersek hiç fena bir karışım olmaz. Çok yönlülük. Üretim. 24 saat açık bir atölye. Öğrenciler arası iletişim. Çok film izlemek. Piyasayla iletişim. Piyasanın her şey olmadığını bilmek. Dünyayı izlemek.

Türkiye’de animasyon sektörü var mı? Sektör ya da ortamın geçmişi ve bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz? Farklar ya da ilerleme oldu mu? 

Geçtiğimiz yıl Uluslararası Animasyon Çalışmaları Konferansında Türk ve Yunan Animasyonlarını sunduğumuz bir panele katıldım, o sunumda her şeyden önce “kültürel sektör”den ne anlaşıldığını sorguladım. (tabi bir de “ulusal” bir sektör veya sinemadan ne anlaşılabileceğini) Kültürel bir sektör sadece üretim-tüketim ilişkileriyle değil, yan sektörler, diğer kültürel faaliyetler ve sosyal regülasyonlar ile de bağlantılı, çok ayaklı bir kavram. Kabaca özetlemek gerekirse bu sektörün aktörleri devlet, üretim ve dağıtım şirketleri, çalışanlar ve sanatçılar, yayın mecraları, bağımsız üretim araçları, eğitim kurumları, festivaller, meslek birlikleri ve tabi ki izleyiciler/satın alıcılar. Çok ayrıntılı ve geniş bir araştırma yapmadım her alanla ilgili, (zaten animasyon sektörü ile ilgili halen özel bir araştırma bulunmamakta) ancak geçen yaz yaptığım görüşmeler sonucunda sendelese de, inişleri çıkışları olsa da bir sektör olduğuna kanaat getirdim. 15 yıl önce bitirme tezim için “Türkiye’de neden animasyon sektörü yok?” diye sorduğumda piyasa çalışanları “çok basit çünkü para yok” diyorlardı hemen. Kimsenin bu alana yatırım yapmayacağını düşünüyorlardı. Bazı sanatçılarsa Türkiye’den düzgün animasyon karakteri çıkmayacağını, bu yönde bir sanatsal birikim oluşmadığını söylüyordu geçmişteki üretimlere bakıp. Şimdi en büyük fark düzenli bir üretim olabileceği deneyimlendi ve bu ümitsiz algı dağılmış durumda. Tabi ekonomik ve politik çalkantılar, çalışma koşullarının ve etiğinin – diğer her sektörde olduğu gibi – oturmamış oluşu, animasyon alanında oyun sektöründeki dernekler gibi aktif bir meslek birliğinin bulunmayışı, dünya ve Avrupa ile ortak üretim süreçlerinin yasal altyapısının açık olmayışı….. olumsuz faktörler halen çok var, ama ilerlemeler de var: Kültür Bakanlığı bu yıl ilk defa uzun metraj animasyon filmleri için ayrı bir destek açtı. “Çocukların sorumlu birey olarak yetişmelerine katkı sağlayacak içeriğe sahip” veya “Tarihimizin önemli şahsiyetleri ve olayları ile masal kahramanlarının tanıtımına yönelik” ibareleri bu desteklerin seçme kriterleri konusunda sorulara yol açsa da olumlu tarafından bakılırsa büyük projelerin üretiminde son derece yardımcı olacak bir gelişme. Seçilen -üretilen işlere bakıp öyle değerlendirmek gerekiyor.

Türkiye ve dünyada animasyon geleceğinde neler bekliyorsunuz?

Sadece animasyon değil, bütün sanat dallarında Türkiye’de çok güzel gelişmeler olabilecekken hep politik ve ekonomik dalgalanmalar yüzünden birikim kesintiye uğruyor. Türkiye açısından bu yüzden beklentilerim çok parlak değil. Dünyada ise interaktif teknolojilerin getirebileceği yenilikler olacağını düşünüyorum.

Bu site, reCAPTCHA ile korunur; Google Gizlilik Politikası ve Hizmet Koşulları geçerlidir.

Animasyonun Kadınları
İstanbul, TR