TR

Çevir:


Özgül Gürbüz

05.04.2017

7 Ağustos 1980 tarihinde Eskişehir'de dünyaya geldim. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimimi Eskişehir'de tamamladıktan sonra kısa süreli ama öğretici bir İzmir maceram oldu. Üniversite sınavında Dokuz Eylül Üniversitesi, Endüstriyel Elektronik Meslek Yüksek Okulu'nu kazanmıştım. Ama çok kısa sürede bana göre olmadığını anladım. Eskişehir'e dönüp Güzel Sanatlar Fakültesi sınavlarına hazırlandım. İlk yıl Seramik bölümüne girdim. Kayıt yaptırıp hazırlık okudum. İkinci girişimde asıl tercihim olan Animasyon bölümünü kazandım. 2004 yılında bölümünden lisans derecesinde mezun olduktan sonra iki yıl üniversitede Araştırma Görevlisi olarak çalıştım. O sırada İstanbul'da Anima İstanbul Animasyon Stüdyosunda çalışma fırsatı çıkınca eğitimime ara verip İstanbul'a taşındım. Ancak iş yoğunluğundan ve birazcık da odağım kaydığı için tezimi o anda gerekli olan sürede tamamlayamadım. Daha sonra yeniden İstanbul Bilgi Üniversitesi (FTV) Sinema Televizyon bölümünde projeli yüksek lisan'a başladım. Derslerimi verdim. Şu anda projem üzerinde çalışmaktayım. Sektörde çalışırken bir yandan da kişisel kısa animasyon filmlerimi üretmeye devam ediyorum. 2 yıl Eskişehir'de Animasyon Bölümündeki Asistanlık deneyimim, 11 yıl İstanbul'da (Animasyon sektöründe ve kendi kişisel projelerimdeki deneyimim) olmak üzere toplam 13 yıldır Animasyon işinin içindeyim. Animasyondan önce: Ortaokul ve lisede aktif olarak Taekwondo ile uğraştım. Lisedeyken Taekwondo hocamın yönlendirmesi üzerine o zamanlar çok revaçta olan Step-Aerobik eğitimi alıp dersler verdim. Hatta ilk paramı da bu işten kazanmıştım. :)

image2

Animasyona ilginiz ne şekilde başladı? Sizin için ne ifade ediyor? Etkilendiğiniz isimler oldu mu?  

Çocukluğumun çok erken dönemlerinden beri resim yapmaya ilgim vardı. Okula başlamadan önce kağıtlara, duvarlara, çerçevelerin arkasındaki kartonlara boş bulduğum her yere resim yapardım. Neyse ki evin duvarlarını benden daha çok önemseyen bir ailem olmadığı için şanslıydım, :) O hissi iyi hatırlıyorum. İlkokula başladıktan sonra, resim defterlerimdeki yaptığım resimlerin olduğu sayfaları öğretmen sergiye asmak için hep yırtar alırdı. Anneme anlatamazdım, annem uzun süre kendim yırtıyorum zannetmişti. :) İlkokul 3. sınıfta resim yarışmasında ilk ödülümü aldım. Ödül olarak verdikleri renkli boya kalemleri, dolma kalemler, sulu boyalardan oluşan seti kazandığımda hissettiğim " ben bunları kendi kendime kazandım duygusu" ve yaşadığım hazzı anlatamam. Daha sonraki yıllarda da resim yapmak hep en sevdiğim aktivite olmuştu. Bunları gören sınıf arkadaşlarım, komşuların çocukları yapmak istemedikleri resim ödevlerini yapmam için bana getirirlerdi ve kendilerinin yapmadığı anlaşılmaması için "o kadar güzel yapma" diye de hep tembihlerlerdi :) Ancak ortaokula gelince o zamanlar "daha önemli" kabul edilen dersler ağır bastı. Fen bilimleri, matematik, edebiyat, fizik, kimya, ... derken ben vakit ayırıp resim yapmaktan biraz uzaklaştım ama defterlerimin kenarları sıkıldığım derslerde yaptığım karalamalarla doluydu. Resim öğretmenim Şafak Koşar’ın Güzel Sanatlar Lisesi'ne girmem konusundaki teşviklerine rağmen, (o zamanlar çevremdeki baskın inanış; resim yapmanın ancak hobi olarak yapılabilecek bir uğraş olduğu, meslek olarak seçilse de çok para kazanılamayacağı yönündeydi.) kendi ilgi ve yeteneklerimi dikkate almayıp lisede "Matematik-Fen" bölümünü seçtim. Üniversitede kazandığım Endüstriyel Elektronik bölümünün derslerine girmek zorunda kaldığımda bu işin gerçekten bana göre olmadığını anladım ancak okulu bırakmak istediğimi aileme söylemeye cesaret edemiyordum. Derslere girmiyor, tüm vaktimi arkadaşlarımla gezip eğlenerek geçiriyordum. Tam o zamanlar kaldığım yurdun koridorunda zevkle resim yapmakta olan bir kız öğrenci gördüm. Hemen yanına gittim ve tanıştım, o an belkide hayatımın dönüm noktalarından biriydi. Eylem Söylemez, Dokuz Eylül Üniversitesi Resim Öğretmenliği bölümü son sınıf öğrencisiydi. O günden sonra vaktimi dışarı çıkıp eğlenmek yerine onun resimlerini boyamasına yardım ederek geçiriyordum. Benim ilgimi görünce istersem GSF sınavlarına hazırlanmama yardım edebileceğini söyledi. Ben sevinçten havalara uçtum tabii. Bana küçük küçük ödevler veriyordu. O andan itibaren başka hiç bir şeyle ilgilenmeyip, durmadan çizim yapıyordum. Bir şekilde bunu öğrenen annem İzmir'e geldi ve bana "Ne olursa olsun biz senin arkandayız kızım, böyle bi karar verdiysen okulu bırak, Eskişehir'e dön, sınava da yanımızda hazırlanırsın."dedi. Ben onları hayal kırıklığına uğratmamak için çekinirken aileme beni bu zor durumda destekledikleri için minnettarım. Hemen Eskişehir'e dönüp GSF hazırlık kurslarına başladım. Bu süreçte hocalarım Enis Aktaş ve İlker Korkmaz'ın bana inanılmaz katkıları oldu. İlker Animasyon son sınıf öğrencisiydi. O sayede ve bölüme gide gele epey bilgi sahibi olmuştum. Çok heyecanlıydım, sonunda tam bana göre diyebileceğim işi bulmuştum. İlk tercihim animasyondu ancak sınava ilk girişimde Seramik bölümününe girmeye hak kazandım. Kayıt yaptırıp bir yıl hazırlık okudum. Sınavlara tekrar girdim ve sonunda hayallerim gerçek oldu Animasyon bölümünü kazandım. Animasyonla profesyonel anlamda tanışmam böyle oldu. Bir yandan geriye dönüp baktığımda (çizgi film sevmeyen çocuk yoktur ama :)) ilk izlediğim stop-motion animasyonu gördüğümde bunu nasıl yapıyorlar !!? diye heyecandan olduğum yere çakılıp kaldığımı çok net hatırlıyorum.


Animasyon bölümüne girdiğimde bölümdeki hocalarımın muazzam katkıları oldu tabiki; Ajlan Altuğ, Hikmet Sofuoğlu, Faruk Atalayer, Fethi Kaba, Şenel Yeşilot, Tahir Aksoy, Sabahattin Çalışkan, Ayçe Kartal, Nezih Orhon, ismini atladığım varsa affedin lütfen hepsi çok değerli hocalardı. O zamanlar üst sınıfımızda olan şu anda yine Animasyon bölümünde akademisyenlik yapan Rıdvan Çevik yaptığı işi tutkuyla sevmesi ve yeteneğiyle hepimize örnek olmuştu. Özellikle sevgili hocam Ajlan Altuğ'un dersleri sayesinde üç boyutlu animasyona yöneldim ve ilk 3d animasyon filmimi gerçekleştirme şansı buldum. Mezuniyet projesi olarak derste yaptığım filmim Love and Marriage'i bölüm başkanımız Fethi Hoca Hamburg'daki Animasyon festivaline göndermişti ve filmim oradan ödülle döndü. Fethi Hoca'yla birlikte bizi festivale davet ettiler. Bu sayede ilk defa yurt dışına çıktım. :)


Huzur içinde yatsın Hamburg Animasyon Festivalinde tanıdığım (Who Framed Roger Rabbit, Tarzan ve Enchanted gibi birçok Disney ve Dreamworks filminde Karakter Tasarımcısı olarak çalışmış olan) Harald Siepermann yeteneği, yaptığı harika işler ve mütevazi kişiliği ile bana müthiş ilham vererek animasyon sanatı ile kurduğum ilişkiyi derinden etkilemiştir. Teknik bilgiye sahip olmanın yanı sıra kendini yaptığın işe adamanın ne kadar önemli olduğunu öğrenciyken yanlarinda çok eğlenerek staj yaptığım ve çok sevdiğim abilerim Başar Muluk ve Murat Çelik’in nasıl çalıştığını gözlemleyerek öğrendim. Sektörde CG artist olarak çalışan yine çok sevdiğim arkadaşım Akça Elmas’dan en sıkışık zamanda bile nasıl sükünetle ve huzur içinde çalışılacağını öğrendim.


Animaİstanbul'da birlikte çalışma şansı bulduğum Nermin Er ve Ömür Kökeş karakter tasırımı ve sanat yönetmenliği konusunda kendilerinden çok şey öğrendiğim sanatçılardır. Bunu dışına yine Animaİstanbul’da birlikte çalıştığım tüm takım arkadaşlarım işlerine olan sadakatleri, yaratıcılıkları ve paylaşımcılıklarıyla her zaman bana ilham vermiştir. Canlandıranlar Derneği kurucusu, ASİFA Türkiye başkanı, canlandırma yönetmeni ve yapımcısı Berat İlk ikinci filmim Flawless Life'in yapımcısıdır ve kendisinin Türkiye'de Bağımsız Animasyonun gelişmesine katkıları büyüktür. Ayrıca Canlandıranlar Yetenek Kampı süresince   projelerimizi içtenlikle destekledikleri için Cemal Erez hocamız’a, Feride Çiçekoğlu’na, Berna Gencalp İlk ve Yonca Ertürk’e de sonsuz teşekkür borçluyum.


İstanbul Bilgi Üniversitesi, İstanbul Film Akademi, Ayrıntı Akademi’de derslerine katıldığım Gülengül Altıntaş, Tevfik Başer, Öktem Başol, Tan Tolga Demirci, Mehmet İnan, Celil Oker, Nesli Çölgeçen, İlker Canikligil, Şule Öncü, Berke Baş, Çağlar Kanber, Selcen Ergun, hepsi kendilerinden çok şey (sinema kuramları, film grameri, film yapımı ve yönetmenlik, senaryo yazımı, görüntü yönetmenliği, psikoloji ve belgesel konularında) öğrendiğim ve bana ilham veren çok değerli hocalardır. Kurumsal olarak da çalıştığım animasyon stüdyosu Animaİstanbul, 1000 Volt Post Production, Mojo, Krill Studios, Jingle Jungle ve Kara Sinek Ses Tasarım ve Müzik Yapım şirketinin filmlerimin üretim sürecinde çok fazla desteği olmuştur. Emeği geçen, destek olan herkese çok teşekkür ediyorum. Benim için animasyon ne ifade ediyor: Önce kendin inanmak, hayal kurmak, özgür olmak, gerçek dünyanın kurallarına meydan okumak, hayallerimin gerçekleşmesi, iletişim kurmak, hayatlara dokunmak, kendi icat ettiğin bambaşka bir dilde konuşmak, sonra insanların o dili anlaması, beğenmesi, taktir etmesi, kendini ifade edebilmiş olmaktan duyulan tatmin, sabır, sevgi ve emek, ekmeğimi sahip olduğum herşeyi kazandığım iş, çocuk kalmak, bağımsız ve sınırsız olmak, şaşırmak, şaşırtmak, ezber bozmak, hep yeni bir şeyler öğrenmek, en umutsuz karanlık günümde yolun sonundaki ışık, sevgiliye verilen en havalı hediye, ilham almak, ilham vermek, dünyanın en yaratıcı, en eğlenceli ve en sabırlı insanlarıyla çalışmak, motive olmak, motive etmek, bütünün bir parçası olmak, önyargısız olmak, kendi yaptığın espriye gülmek, güldürmek, harcadığın emeklerin buna değmesi, sihir yapmak, mutlu etmek, mutlu olmak, odaklanmak, anda olmak, değer vermek, değer katmak, ümit etmek, heyecan duymak, keşfetmek, icat etmek, sabırsızlanmak, gururlanmak, duygulanmak, bu yolla tanrının yaratıcılığına kanallık yapmak ve böylece kendim olmak. Bu mecrayı seçmemin sebebi tüm zorluklarına rağmen Animasyon sanatının bana tüm bu güzellikleri de yaşatmasıdır. :)

image3

Animasyon yapımında üstlendiğiniz görev nedir? Yaratıcı, senarist, yönetmen, yapımcı, animatör, karakter tasarımcısı, eğitimci, araştırmacı, akademisyen…?

Animasyon yapımında üstlendiğim tek bir görev değil görevler oldu şimdiye kadar. Çalıştığım animasyon stüdyosunda çoğunlukla karakter tasarımı ve modellemesi yaparken ihtiyaç halinde prop yada background modellemesi yaptığım da oldu. Uzun metraj film, reklam, dizi, kısa film gibi birçok alanda çalışma fırsatım olduğu için çok fazla pratik yapma şansım da oldu ve bunun gelişimime katkısı büyüktür. Evde kendiniz çalışarak çok uzun zamanda edineceğiniz bilgi ve deneyime sektöre girdiğinizde çok daha kısa zamanda sahip olabiliyorsunuz, tabii bu da ister istemez sizi geliştiriyor. Kendi yapmış olduğum bağımsız kısa animasyon filmlerde yönetmenlik, senaryo, karakter tasarımı & modellemesi, storyboard, animatik, konsept, layout ve animasyon yaptığım da oldu.  Tabi konsept tasarım, animasyon, storyboard, look development, compositing ve editing kısmında endüstride aktif olarak çalışmakta olan alanında uzman çok değerli arkadaşlarımdan da destek aldım.


Ne tip hikayeler ya da  tema animasyon bağlamında ilginizi çekiyor? Bir filmi yapmaya, oluşumuna katkı sağlamaya sizi motive eden nedir?

Daha önce üzerinde düşünmüştüm ama siz sorunca daha net farkettim filmlerimde tekrar eden bir “ev” teması var.  Kendi deneyimlediğim, yada gözlemlediğim beni derinden etkileyen yada sarsan olaylarda, o olayı yaşamadan önceki "ben" ile yaşadıktan sonraki "ben" arasında bir fark varsa yani yaşadığım deneyim, benim farkındalığımın artmasına, dünya görüşümün değişmesine sebep oluyorsa, insanlara, durumlara, olaylara bakış açımı değiştirip farklı refleksler geliştirmeme imkan sağlıyorsa, yada ezbere yaptığım seçimleri sorgulamama sebep oluyorsa o deneyimler benim için önemli hale geliyor ve ister istemez bu konuda düşünmeye başlıyorum. Çok fazla düşününce o konuya odaklanıyorum. Odaklandığımda artık algıda seçicilik mi dersiniz, çekim yasası mı bilemem :) konuyla ilgili ilham verecek birçok malzemeyle karşılaşıyorum. Ondan sonra puzzle gibi aklımdaki düşünceleri kavramsallaştırmaya başlıyorum. Ancak bu statik değil dinamik bir süreç olarak işliyor, sanki bilinçli değil de bilinçsizce gerçekleşiyor, ben sadece zihnimin akışını izliyorum. İzlerken yazdığım çizdiğim şeyler oluyor tabii. Sonra birden tak diye bişeyler yerine oturuyor orada duruyorum. O fikir, görsel konsept, çıkarım neyse o zihnimde tekrar edip duruyor ve ben bu tekrar eden şey'i paylaşmak zorunda hissediyorum, daha doğrusu paylaşmadan o düşünceden kurtulamıyorum. Biraz delice gibi görünüyor ama benim için yaratım süreci böyle işliyor. :) yada tam tersi önce tamamen kurgusal bir şey düşünüyorum, sonra benzer durumları, olayları, kişileri hayatıma çektiğimi şaşkınlıkla farkediyorum. Bazen sanki sezgisel olarak filmimde bişeyi çözümlemek için o olayı yaşamışım gibi hissediyorum. Kendi filmlerimi yapmaya motive eden içsel sebepler böyle genellikle. Oluşumuna katkı sağlamaya motive eden sebepler ise beni heyecanlandırması, bu fikri gerçekleştirmeye değer bulmam, bittiğinde güzel olacağına inanmamdır.


Kullandığınız özel bir teknik ya da stil var mı? Varsa nasıl oluştu, gelişti? Sizi en iyi ifade eden animasyon çalışmanız?

Şimdiye kadar 3 Boyutlu Animasyon ve Live action tekniği ile kısa filmler yaptım. Diğer teknikleri de denemek isterim aslında. Beni en iyi ifade eden filmim, ayrım yapamadım, bütün filmlerim. :) Biri diğerinden daha fazla ifade ediyor diyemem, sadece bir filmi yaparken en önemli kriterim; Beni bi sonraki filmimi yapmaya cesaretlendirecek bir şey olsun. diyorum kendi kendime.


Animasyonda sizce en önemli unsur nedir? Senaryo, müzik, karakter tasarımı seslendirme, görsel dünya, …?

Yapmış olduğum filmlerde sanıyorum senaryo ve karakter tasarımı daha çok öne çıkıyor. Bunun sebebi de benim bu konularla daha fazla ilgili olmam olabilir. Aslına bakarsanız film bir bütün olmalı, filmin bütününe baktığınızda herhangi bir ögesi filmin genelinden daha kaliteliyse bu dikkat dağıtıcı bile olabiliyor. Bir yandan da çok katıldığım, senaryonun önemini anlatan şöyle bir söz vardır, söylemeden geçemeyeceğim."Kötü bir senaryodan iyi bir film çıkmaz, ama iyi bir senaryodan kötü bir film çıkabilir." diye. Bu yüzden herşeyden önce gerçekleştirmeye değer bir senaryo mu diye bakıyorum.


Ekip arkadaşlarınız kimlerden oluşuyor?  Belirli isimlerle mi çalışıyorsunuz? Ekip arkadaşı seçimlerinizi neler etkiliyor? 

Genellikle sektörde çalışan işlerinde iyi olan ve sunduğumda gerçekten projeye inanan arkadaşlarımla çalışmayı tercih ediyorum. Uzun süredir sektörde olduğum için genellikle çoğunu tanıyorum. Tanımasam da tanışıyorum. Fırsat olsa tekrar çalışmak istediğim ve isteyeceğim insanlar var tabi ama belli olmuyor onların iş yoğunluğu benim takvimim gibi şeyleri uydurmak gerekiyor. İsimleri burada tek tek saymakla bitmez ama filmlerin credits kısmında eksiksiz var, ayrıca herhangi birinin ismini eksik yazıp kimseyi gücendirmek istemem. J hepsine destekleri için minnettarım. Ekip arkadaşlarımı seçerken mümkün olduğu kadar birlikte projeyi bitirebilecek miyiz? Projenin ne kadarının sorumluluğunu alabilecek ona bakıyorum. Zaten seçerken işlerini bildiğim insanlar olduğu için iş kalitesinden şüphe duymuyorum. Bir de en önemlisi söylediğim gibi gerçekten heyecan duyuyor mu ona bakıyorum. Eğer angarya gibi gelirse yada nezaketen kırmamak için kabul ederse güzel bir sonuç çıkması mümkün değil çünkü. Zaten kendi inanmadığım projeyi, fikri, senaryoyu kolay kolay sunmuyorum. Herşey bana ilham verebiliyor, özellikle kafam rahatsa ve konsantre olmuşsam birçok etken hayal gücümü tetikleyebiliyor. Özellikle yeni yerler görmek, yeni ülkelere gitmek, yeni kültürler ve insanlar tanımak çok motive ediyor. Örneğin; ilk filmim "Love and Marriage'in ödülünü almak üzere Hamburg Animasyon Festivali'ne gitmiştim. Yurt dışına ilk çıkışım olduğu için çok heyecanlıydım ve gördüğüm her şey bana çok ilginç geliyordu. Organizatör Mehmet Keskin'in bizi şehirde gezdirdiği sırada metroda evsiz bir adam gördüm. Ben genellikle Avrupa'da insanlara işsizlik maaşı verildiği için orada evsizlik çok sık görülmez zannediyordum. Ama anlattığına göre oradaki evsizlerden bazıları kendilerine verilen yardımı reddediyorlarmış. Mesela bunu duyduğuma çok şaşırmıştım. Yani evsiz olmak bilinçli bi tercih olabilir miydi? Bu nasıl mümkün olurdu? Flawless Life'in senaryosu da burdan çıktı. Tabiki Miyazaki filmleri, Tim Burton filmleri, Sylvain Chomet Filmleri, Persapolis, tüm Disney ve Pixar klasikleri, İllümunation Entertainment filmleri, Ardmann ve Laika stüdyosunun filmleri, Jan Svankmajer filmleri ve tüm iyi kısa animasyon filmleri, hepsi çok farklı tarzlarda olmasına rağmen hepsinden hepsinden bir şekilde ilham alıyorum.


Kimler ya da neler size ilham veriyor? Favori, en sevdiğiniz animasyon filmler?

Maalesef günümüzde kadınlar her türlü olumsuzluğa maruz kalabiliyor. Gerektiğinde böyle durumlarda reaksiyon gösterilmeli ancak bu durum biz kadınları kurban psikolojisine de düşürmemeli, aksine daha iyi şeyler başarmak için motive etmeli diye düşünüyorum. "Kadın olmam" beni yapacağım işte avantajlı yada dezavantajlı duruma düşüremez. Ancak benim "kadın olmakla ilgili düşüncelerim"; cinsiyetimden bağımsız olarak kendime verdiğim değer yada kadın olduğum için yapıp yapamayacağımı düşünmem." beni avantajlı yada dezavantajlı duruma düşürebilir. Ben buna inanıyorum. Bu arada konuyla alkali olduğu için söyleyeyim, görsellerini de paylaşacağım yönetmen arkadaşım Cenk Köksal ile yaptığımız "Evcilik" aile içi şiddeti konu alan bir film.


Kadın olmanızın animasyon alanında size eksi ve artıları oldu mu? Olduysa neler?

Tabiki öncelikle sinema dersleri ve bunun yanı sıra cel animasyon, 3d animasyon, stop-motion, cutout teknikleri gibi temel dersler olmalı, görüntü yönetmenliği, sanat yönetmenliği yada kurguya yönelmek isteyenleri destekleyen grafik tasarım, ilüstrasyon, çizgi roman, ışık, plastik sanatlarla ilgili dersler, fotoğraf, kamera, kurgu, compositing, senaryoya yönelmek isteyenleri destekleyen senaryo dersleri, bunun yanı sıra; psikoloji, sanat felsefesi, sanat tarihi, sosyoloji, edebiyat, fizik (hareketin temel mekaniği), müzik, ritm, dans, kareografi, dramaturji, oyunculuk hatta psikodrama, performans ve doğaçlama atölyeleri ile desteklenmeli. Takım çalışmasını destekleyen, teşvik eden motivasyon odaklı proje sınıfları olmalı, bu sınıflarda öğrencilerin yaratıcılarının desteklenmesinin yanı sıra, kendi projelerini nasıl finanse edebilecekleri, nasıl takvim ve bütçe çıkaracakları öğretilmeli, animasyon üretimindeki hangi tekniği kullanıyorlarsa o tekniğin production pipeline’i hakında yeterince bilgi sahibi olmaları sağlanmalı. Projeleri için sunum hazırlayıp etkin bir şekilde sunabilmeleri için “pithching teknikleri” ile ilgili eğitimler verilmeli.


Öğrencilerin mesleki yeteneklerini geliştirmeleri, takım çalışmasına adapte olmaları, çalışacakları sektör hakkında bilgi sahibi olmaları ve bunların yanı sıra networking yeteneklerini geliştirmeleri amacıyla yurt içinden ve yurt dışından Animasyon endüstrisinde çalışan profesyonellerle işbirliği yapılarak seminerler, workshoplar, sergiler, yetenek kampları, yarışmalar ve festivaller düzenlenmeli ve öğrencilerin aktif olarak katılımı sağlanmalı. Sonuç olarak öğrenciler hangi alana yönelmek istedikleri hakkında net bir fikir sahibi olarak, o alanda gerekli bilgiye, donanıma, networke sahip olarak ve en önemlisi kime nasıl değer katacaklarını bilerek özgüvenli bir şekilde mezun olmalılar. Mezun olan öğrenciler ihtiyaç duydukları taktirde kendi yollarını çizene kadar belirli bir süre danışmanlık ve psikolojik destek alma şansına ve hakkına sahip olabilmeliler.


Animasyon için gerekli gördüğünüz altyapı sinema mı, grafik tasarım mı? Ya da ne? Size animasyon eğitiminin olmazsa olmazları neler?

Dünyada ekonomisi gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında şu anda Türkiye'de büyük bir animasyon sektörünün olduğu söylenemez. Yine de gün geçtikçe gelişmekte. Bizim mevzun olduğumuz zamandan bu yana epey bir ilerleme oldu. Türkiyede yeni animasyon stüdyoları açıldı, uzun metraj animasyon filmler, diziler üretildi. Ülkenin içinde bulunduğu durum yada ekonomik krizler insanları karamsarlığa sürüklese de ben yine de Türkiye'deki Animasyon Sektörü adına umutluyum. Çünkü umutsuz olmak bir işe yaramıyor. Zor koşullarda da olsak yaratmaya üretmeye devam etmemiz gerektiğine ve hatta bu zorluklarla mücadele etmenin en iyi yolunun da üretmek olduğuna inanıyorum. Özellikle daha büyük ve güzel projelerin yeşermesine imkan sağlaması için bağımsız animasyonu, yenilikçi yaratıcı projeleri destekleyen kurumsal destek fonlarının, teşviklerin, festivallerin artmasını, sektörde yurt dışı ile bağlantıların güçlenmesini diliyorum ve bu konudaki bireysel ve kurumsal çabaları, sektörün gelişmesi adına atılan adımları çok değerli buluyorum.


Türkiye’de animasyon sektörü var mı? Sektör ya da ortamın geçmişi ve bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz? Farklar ya da ilerleme oldu mu? 

Türkiye’de Animasyon adına büyük bir potansiyel görüyorum. Bana sorarsanız uygun şartlar oluşturulursa içinde yaşadığımız benzersiz kültürden beslenerek çok özgün işler yapma şansına sahibiz.  Gerçekten çok yetenekli insanlar var ve burada genellikle insanlar imkansızlıklardan daha pratik ve yaratıcı çözümler bulmak zorunda kalıyor. Yurt dışındaki büyük bütçeli işlerle kıyaslandığında Türkiye’de daha küçük ekiplerde daha kısa zamanda kaliteli işler yapılabiliyor.

Animasyon okullarının sayısı ve kalitesi yeterli seviyeye ulaşırsa, devletin konuyla alakalı kurumlarından gereken destek sağlanırsa, özel sektördeki şirketler uyanıp hiç girilmemiş bu alana girerek öncülük ederlerse, sektörün önde gelen yaratıcı ve yenilikçi insanları, doğru bir şekilde örgütlenip iş birliği yaparak doğru projeleri geliştirebilirlerse ve Animasyon projeleri nasıl pazarlayabileceğimizi öğrenirsek Türkiye'de Animasyon'un önlenemez yükselişini hep birlikte görebileceğimize ve dünya pazarında yerimizi alabileceğimizi ümit ediyorum… Her şeye rağmen. 


Türkiye ve dünyada animasyon geleceğinde neler bekliyorsunuz?

Dünyadaki Animasyon zaten almış başını gidiyor. Özellikle VR Animasyon teknolojisi beni çok heyecanlandırıyor ve ilgilendiriyor. Bu konuda gelecekte yaşanacak gelişmeleri çok merak ediyorum. Ve bu alandaki gelişmelerin Animasyon Sinemasını da bambaşka bir boyuta taşıyacağını düşünüyorum. Son olarak size de bu çalışmayı yaparak kadın yönetmenleri onurlandırdığınız için çok teşekkür ediyorum. Hepimiz için aydınlık bir gelecek diliyorum.

image4