Akça Elmas

13.04.2017

Ankara'da 1969'da doğdum. İlkokulu Ayşeabla İlkokulu'nda, ortaokul ve liseyi Tevfik Fikret Lisesi'nde okudum. Lise sonda 1 seneliğine öğrenci değişim programıyla Amerika'ya gittim ve liseyi orada bitirdim. Döndüğümde üniversiteye giriş sınavını kaçırmıştım,  dolayısıyla sınava hazırlanmak için önümde 10 ay vardı.  Hem fen hem edebiyat derslerim çok iyi idi, fakat 10 ayı test çalışarak geçirmek istemediğim için güzel sanatlar okumaya karar verdim. Bilkent Grafik bölümünü birincilikle kazandım. İkinci seneden sonra ailemle İstanbul'a taşındık, ben de Mimar Sinan Üniversitesi Grafik Bölümü'ne yatay geçiş yaptım. Mezun olduğum günden itibaren görsel efekt ve 3 boyutlu animasyon yapmaktayım.


Animasyona ilginiz ne şekilde başladı? Sizin için ne ifade ediyor ve bu mecrayı neden seçtiniz? Etkilendiğiniz, size hocalık yapan isimler oldu mu? 

Bilkent'te okurken, bizim derslerimize girmeyen fakat okulda asistanlık yapan Cemil Şinasi Türün'ün odasına gitmiştik. Odasında oldukça büyük ve hiç tanıdık gelmeyen bir takım makineler vardı. Ne olduğunu sorduğumuzda heyecanla birşeyler anlattı, tam anlamasak da bana çok ilginç geldiğini hatırlıyorum.  Daha sonra Mimar Sinan'a geçtiğimde grafik tasarımdan gittikçe daha az zevk aldığımı ve okulu bırakmayı düşündüğümü hatırlıyorum. Tam o dönem ilk macintosh lar çıkmış, ve içindeki grafik programlar grafik tasarımda büyük bir dönüşüm başlatmıştı. Ben de çok merak ettiğim için machintoshu olan bir tanıdığımın yanında yarı zamanlı sekreterlik yapmaya başladım. Böylece bilgisayar hayatıma girdi ve okul işleri birden zevkli gelmeye başladı. Daha da yaygınlaşınca, machintoshları olan bir grafik tasarım bürosunda çalışmaya başladım ve bütün grafik programları öğrendim. Bu programlarla çalıştıkça Cemil'in o gün anlattıkları daha anlamlı gelmeye başladı ve bilgisayar ile animasyon yapıldığını, hatta İstanbul'da bu işi yapan şirketler olduğunu  idrak ettim. Mezun olduğum gün bu şirketlerden biri olan Akan Görüntüler'e gidip işi öğrenmek istediğimi söyledim.  Şirket sahibi Birnur Akan para veremeyeceğini ama işe gelip gidebileceğimi söyledi. Mutlulukla ordan çıkmış yolda yürürken senelerdir görmediğim Cemil Şinasi Türün'e rastladım ve yana yakıla heryerde beni aradığını, yeni bir animasyon şirketi kurulmasına yardım ettiğini, yetiştirmek üzere eleman aradıklarını, onlara benden bahsettiğini, hemen gidip tanışmamız gerektiğini söyledi. O zamanlar ne cep telefonu ne internet vardı:). Yeni kurulan şirkete gittik ve iyi bir maaşla şirketin tek elemanı olarak işe başlamış oldum:) Satın almış oldukları 3 boyutlu animasyon programının eğitmeni gelip bir hafta bana eğitim verdi. Ondan sonra tek başıma kitaplardan, inernet hayatımıza girince de internetten kendi kendimi eğiterek meslek hayatıma devam ettim. Daha ilerki senelerde Cemil ile beraber de çalıştık ve etkilendiğim ve bana hocalık yapmış olan tek kişi odur. Mesleğim benim için hayatı, dünyayı anlamaya, öğrenmeye çalışmayı ifade ediyor, her açıdan bana çok uygun olduğu için bu yolu seçmiş oldum.


Animasyon yapımında üstlendiğiniz görev nedir? Senarist, yönetmen, yapımcı, animatör, karakter tasarımcısı, …?

Benim ilk görevim bir reklam filminde şampuan şişesini yapıp hareketlendirmekti ve gerçekçi gözükmesi gerekiyordu. 3 boyutlu animasyon programında şişenin çizimini, kaplamasını yapıp, kamera ve ışıklarını koyup şişeyi anime ettim ve render edip, çekilmiş arkaplanın üzerine kompozitleyip teslim ettim. O günden bu güne görevim çok değişmedi; freelance olarak bana, ya da çalıştığım kuruma gelen sipariş işlerin çekim olmayan görsellerini A'dan Z'ye gerçekleştirmek diyebiliriz. Bazen senaryo gelir, bazen storyboard gelir, bazen sadece fikir gelir. Ben öncelikle bir animatik hazırlayıp müşteriye sunarım. Hangi saniyede neyi göreceğimiz belli olduktan sonra da yapımına geçerim. Daha büyük çaplı işlerde, ekip olarak çalışırız, benim görevim de süpervizörlükten modelciliğe, ışıkçılığa, teknik yönetmenliğe, animasyona, o an ekibin ihtiyacına göre çeşitlilik gösterir. Şu an çalıştığım kurumdaki görevim 3d bölüm süpervizörlüğüdür.


Ne tip hikayeler anlatmayı seviyorsunuz, filmlerinizde temel bir tema ya da dert var mı? Bir filmi yapmaya, oluşumuna katkı sağlamaya sizi motive eden nedir?

Meslek hayatım boyunca sipariş iş yaptım. Kendimi zanaatkar olarak tanımlıyorum. Emekli olduktan sonra kendi siparişlerimi yapmak istiyorum. Anlatmak istediğim hikaye yok, araştırmak istediğim gerçekler var.  Beynimiz nasıl çalışır, gözümüz nasıl çalışır.. Eğer film yaparsam bu sorulara cevap arama çalışmaları olacaktır.  Genel olarak benim işim gerçeği taklit etmek, ve işin ana sorunu, hikayesi ne olursa olsun, ( bir çamaşır suyu markası reklamı ya da bir Nuri Bilge Ceylan filmi) ben kendi kısmımda gerçeği taklit etmeye çalışarak çok şey öğreniyorum ve eğleniyorum, dolayısıyla beni motive eden şey işi yapmanın kendisi.


Kullandığınız özel bir teknik ya da stil var mı? Varsa nasıl oluştu, gelişti? Sizi en iyi ifade eden filminiz, çalışmanız?

Zaten 3D animasyon yapıyorsanız, teknik olarak softwarelere bağlısınız demektir. Sipariş iş yapıyorsanız da stili işe göre belirlemek gerekiyor. Kişisel olarak zaman içinde gelişmiş bir tarzım varsa da bu biraz kaotik çalışma ile ortaya çıkmış bir şey olabilir. Bazen kendi yaptığım işleri tekrarlamakta zorluk çekiyorum çünkü bilgisayarın tekdüzeliğinden kaçınmak için oldukça kaotik bir çalışma şekli benimsedim. Belki kendi insiyatifimle başladığım ve bitirdiğim bir proje olsaydı beni en iyi o temsil ederdi fakat 4. soruda da açıkladığım nedenlerden ötürü çalıştığım bütün projeler beni iyi bir şekilde temsil ediyor diye düşünüyorum. Hepsinde aynı araştırma ve öğrenme ruhuyla çalıştım.

Filmlerinizde size en önemli unsur nedir? Senaryo, müzik, karakter tasarımı seslendirme, görsel dünya, …?

Kendi çalıştığım projelerde benim için en önemli unsur her zaman kendi yaptığım bölümdür. Genel olarak bir filmdeki en önemli unsur ise filmin yapım sebebine göre değişse de bence senaryo demeyelim ama fikirdir.

Filmlerinizde ekip arkadaşlarınız kimlerden oluşuyor?  Belirli isimlerle mi çalışıyorsunuz? Ekip arkadaşı seçimlerinizi neler etkiliyor? 

Ekip arkadaşlarımı çalıştığım kurum belirliyor genelde. Seneler içinde favori ekip arkadaşlarım olmuştur ve bir araya geldiğimizde daha baştan zevkli ve rahat çalışacağımızı bildiğimiz için projeye avantajlı başlarız. Birbirini tanıyan ve güvenen, daha önce birlikte zorlukların üstesinden gelmiş bir ekip ile çalışmak olabilecek en iyi şeydir. Malesef kurumlarla çalıştığımız için her zaman seçme şansımız olmuyor.  Bazen benim kendime ekip kurmam gerektiğinde, tanımadığım ve tecrübesi olmayan kişiler içinden seçmek zorunda kaldığımda, kişilerin işe olan tutkularının seviyesini anlamaya çalışıp ona göre tercih yapıyorum.


Kimler ya da neler size ilham veriyor? Favori, en sevdiğiniz animasyon filmler?

Bana bütünüyle, ve parçalar arası ilişkilerle varlık ilham veriyor diyebilirim. Evrenin, gezegenin, hava sistemlerinin, şehirlerin, vücutların, hücrelerin, atomların işleyişleri, bildiğimizi sandığımız ve bilmediğimiz her şey, üzerine düşünüp araştırma yapmaya değer geliyor. Bu kadar geniş ve sonsuz bir ilgi alanına sahip olmak mesleğim açısından büyük bir avantaj. Küçük bir taş parçası ya da bir ağaç, deniz, bir hayvan, mikroskopik bir görüntü, gezegen, sular ya da ateşler, ne yaparsam yapayım o şeyle ilgili kaynak ve referans toplayıp araştırma yapmak ve sonra da bilgisayarda o şeyi taklit etmeye çalışmak benim için işin en zevkli kısmıdır. Animasyon filmlere olan ilgim de bu bağlamdadır zaten. Bana ilham veren şey,  onca insanın emeğinin bir araya gelip ortaya böyle bir eser ortaya çıkmış olmasıdır.  Filmi heyecanla seyrettiğim gibi arkasından gelen jeneriği de aynı heyecanla seyrederim. Göz yaşartıcı olan, filmdeki hikaye kadar, o filme verilmiş emektir bence. İnsanoğlunun kendini çırılçıplak dünya üstünde bulmasından, bir uzay aracı inşa edip marsa gitmesine varan süreci bana hissettiren, insanoğlunun yaşamı güzel kılan özelliklerini bana hissettiren,  zeka ve kolaborasyon ile imkansız olduğunu düşündüğümüz şeyleri gerçekleştirebileceğimizi kanıtlayan büyük çaplı yapımlar beni daha çok etkiliyor.Bir örnek vermek gerekirse, geçtiğimiz sene seyrettiğim filmler içinde Jungle Book beni özellikle çok etkiledi. Çocuk oyuncu hariç herşey animasyondu. Çok büyük bir organizasyon eseriydi ve aynı zamanda bir geleneğin de devamıydı. "Taş üstüne taş koymak" en sevdiğim deyimlerdendir ve Jungle Book, kendinden önce yapılanların üstüne saygıyla yeni taşlar eklemişti diyebilirim.


Kadın olmanızın animasyon alanında size eksi ve artıları oldu mu? Olduysa neler?

Bu hayatı erkek olarak hiç yaşamadığım için, kadın olmamın neleri değiştirdiğini bilebileceğimi zannetmiyorum.  Bana avantaj ya da dezavantaj olan bazı özelliklerim kadın olmaktan mı kaynaklı yoksa kişilik özelliklerim mi tam ayırt edemiyorum. Bir tahminde bulunursam, avantajı olmuştur, çünkü özellikle ilk başladığım dönemlerde görsel efekt alanında pek kadın yoktu ve kadınların yapacağı bir meslek olarak algılanmıyordu, dolayısıyla, insanlar şaşırıyordu, bende de ister istemez sanki zor bir şeyi başarıyorum gibi bir his oluyordu. Yani kendimle daha fazla gurur duymuş olabilirim. Bir gerçekliği olmasa da, bu duygunun pozitif etkileri olmuştur sanırım. Dezavantajı da kapasitemin altında kalmış olmam olabilir. Bir araştırma okumuştum, erkekler cvlerini hazırlarken %30 bildikleri şeyleri biliyorum diye yazıyorlarmış. Kadınlar ise en az %80 bildiklerini düşünmedikçe biliyorum yazmazlarmış. Ben gerçekten de öyleyim. Hem kendini dış dünyaya sunma açısından, hem de rekabet ve yükselme hırsı açısından belki de erkek olsam daha ileri gitmiş, kapasiteme daha yaklaşmış olabilirdim.


Animasyon için gerekli gördüğünüz altyapı sinema mı, grafik tasarım mı? Ya da ne? Sizce animasyon eğitiminin olmazsa olmazları neler?

Görsel efektin benim için en çekici taraflarından biri içinde sanatı ve matematiği aynı anda barındırması. Çok çeşitli altyapılardan gelen insanların katkısına ihtiyaç duyan bir alan. O kadar çok da ihtisas alanı oluştu ki; sadece model,sadece ışık, sadece kamera,sadece sıvı simülasyonu, sadece yıkım, sadece karakter animasyonu  yapan insanlardan oluşan ekipler yapıyor en güzel işleri. Hatta modelciler kendi içinde ayrılıyor, organik modelleme yapanlar, mimari modelleme yapanlar, araç modelcileri.. Heykel, mimarlık ya da endüstri tasarımı okumuş olabilirsiniz.. Her altyapıya göre bir görev var:) Animasyon filmi yönetmekten bahsediyorsanız tabi ideali animasyon yönetmenliği okumak:)* Animasyon eğitiminin olmazsa olmazları iyi bir hoca ve tutkulu bir öğrenci olsa gerek:) Yine kendi alanım olan görsel efekt açısından bakacak olursak, temel olarak çizim, teknik çizim, heykel, malzeme, kamera, optik, ışık, anatomi, hareket, zaman, algı dersleri ve tabi bilgisayar kodlama ve software odaklı dersler olabilir. . Çok çok geniş bir yelpaze, var olan ve hatta olmayan her şeyin görselleştirildiği bir meslek, sürekli değişen, gelişen softwareler.. Her yeni işte yeni şeyler öğrenmek gerekiyor. Yapılabilecek en iyi şey öğrencilere gözlem yapmayı, araştırmayı, öğrenmeyi öğretmek sanırım.

Türkiye’de animasyon sektörü var mı? Sektör ya da ortamın geçmişi ve bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz? Farklar ya da ilerleme oldu mu? 

Ben hep post prodüksiyon şirketlerinde çalıştım ve animasyon ve görsel efekti post prodüksiyon çatısı altında yaptım. Dolayısıyla bahsedebileceğim sektör post prodüksiyon sektörüdür. Çok büyük değişikliklerin yaşandığı bir sektör olmasına rağmen birkaç (Türkiye ölçülerinde) köklü şirketin hala var olması bana göre ilginçtir. Şöyle ki; eskiden çok pahalı makineler ve çok pahalı software lerle yapılabilen işler şu an normal seviyede bir pc'de (Türkiye'de crack kullanım çok yaygın olduğu için) bedava softwarelerle yapılabilir hale gelmiştir. Eskiden büyük şirketlerde işe girebilen birkaç kişi dışında kimsenin bu sistemlere erişimi yoktu. Şu an her isteyen evinde görsel efekt yapabilmektedir. Yüzlerce küçük şirketin sektöre katılmasıyla birlikte büyük şirketlerin kazancı azaldı. Eskiden çalıştığım kurumlar biz çalışanları yurtdışına eğitime, ya da fuarlara gönderirdi. Şu an çok az rastladığım bir durum. Şirketler sürekli olarak "ayakta kalmaya" çalışıyor. Çok kişi eriştiği için iş gücü de tıpkı makineler ve softwareler gibi ucuzlaştı. Küçük çaplı işler çok yaygın bir şekilde yapılabilirken, büyük çaplı işlerin kaliteli çıkması için gereken sistem ve organizasyonun yeterli olduğunu düşünmüyorum.


Türkiye ve dünyada animasyon geleceğinde neler bekliyorsunuz?

Özellikle 3 boyutlu animasyonun giderek daha da kolaylaşması ve yaygınlaşması kaçınılmaz. Neredeyse insanların günlük hayatlarına girecek kadar yaygınlaşacağını düşünüyorum. İlkokullarda, ortaokullarda, resim dersi yanında 3 boyutlu animasyon dersi de verilmesi bana son derece faydalı ve gerekli geliyor. Bir gün herkes animatör olacak:)

image18