Arzu Demirel Birinci

11.04.2017

24 Aralık 1982 tarihinde İstanbul Küçükçekmece'de dünyaya geldim. Tüm eğitim hayatım boyunca devlet okullarında okudum. İlkokulu mahallemizin küçük okulu Kocatepe İlköğretim Okulu'nda okudum. Lise yıllarımı Yeşilköy 50. Yıl Lise'nde geçirdim. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Anabilim dalı Tiyatro olan Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji bölümünde üniversiteyi okudum. 2004 yılında okuldan mezun olunca reklam sektöründe reklam yazarı olarak çalışmaya başladım. Birçok reklam filmi yazdım ve prodüksiyon çalışmalarında yer aldım. 2008 yılında Trt Çocuk kanalının açılmasıyla yazdığım çizgi filmleri prodüksiyon firmalarına sunmaya başladım. Trt Çocuk'a birçok proje sundum. Ama hiçbirini kabul ettiremedim. Kimi yapımcı tarafından elendi, kimini Trt Çocuk beğenmedi. Nihayet 2 yıl sonra 2010 senesinde Arda ve Ceren ile Alfabe isimli eğitici bir çizgi filmle ilk projemi hayata geçirme fırsatı bulabildim. Aslında bu tamamen benim yarattığım bir proje değildi. Prodüksiyon firmasının isteğiyle geliştirmiştim Arda ve Ceren'i... Ama yine de animasyon ve çizgi film dünyasına girmek için harika bir fırsattı. Ve benim için çok güzel bir başlangıç olmuştu.


Animasyona ilginiz ne şekilde başladı? Sizin için ne ifade ediyor ve bu mecrayı neden seçtiniz? Etkilendiğiniz, size hocalık yapan isimler oldu mu? 

Çocukken ben de her çocuk gibi çizgi filmleri çok severdim. Casper ve Heidi favori çizgi filmlerimdi. Ama elbette bu tek başına bir motivasyon kaynağı sayılmaz. Çok küçük yaşlardan beri yazmayı, tasarlamayı ve uygulamayı kendime uğraş edinmiştim. İlkokul yıllarımda yazdığım oyunları, oturduğum apartmanın arka bahçesinde çocuk imkanlarıyla hazırladığım sahnede arkadaşlarımın da yardımıyla sergilerdim. Hayal etmeyi, yazmayı ve onu hayata geçirmeyi çok seviyorum. Aslında sevmekten öte bu bir var olma çabası benim için. Bu sebeple tiyatro her zaman hayatımın merkezindeydi ki, hala da öyle… Dramaturji bölümünde okumuş olmamın elbette çok büyük bir katkısı oldu kalemime ve hayatıma… Bugüne kadar hep çocuklar için yazdım. Çizgi film yazma isteğim ise üniversite yıllarında başladı. Çocuklar için yazmayı seviyordum ve neden çizgi film yazmıyordum! Çizgi film, çocuklara ulaşabilmek ve renkli hayaller kurup hayata geçirebilmek için harika bir alandı. Bana bunu düşündüren ise elbette Hayao Miyazaki’ydi. Kiki, Gökteki Şato, Komşum Totoro izlemeye doyamadığım çizgi filmlerdi. Hala da öyledir. Miyazaki’nin renklerine, karakterlerine, kurduğu dünyaya gerçekten bayılıyorum. Bu anlamda Miyazaki’nin bana örnek olduğunu söyleyebiliriz.


Animasyon yapımında üstlendiğiniz görev nedir? Senarist, yönetmen, yapımcı, animatör, karakter tasarımcısı, …?

Ben hayal eden ve bunu kelimelere döken kişiyim. O dünyayı gören, karakterleri tasarlayan ve bunu her ayrıntısıyla hayata geçirebilmek için yazan kişiyim. Görevim çizgi film senaryosu yazmak.


Ne tip hikayeler anlatmayı seviyorsunuz, filmlerinizde temel bir tema ya da dert var mı? Bir filmi yapmaya, oluşumuna katkı sağlamaya sizi motive eden nedir?

Ben çocuklar için yazıyorum. Bu sebeple yazdığım öykülerde önceliğim her zaman eğlence. Bir çocuk çizgi film izlerken her şeyden önce eğlenmeli. En temel derdim bu.


Kullandığınız özel bir teknik ya da stil var mı? Varsa nasıl oluştu, gelişti? Sizi en iyi ifade eden filminiz, çalışmanız?

Henüz beni en iyi ifade eden filmi gerçekleştirebildiğimi düşünmüyorum. Evet, çok eğlenceli işler yaptım. Niloya bunlardan biri. Oldukça da sevildi. Youtube’da en çok izlenen çizgi film oldu. 700 Milyon izlenmesi var. Bugün Türkiye’de büyük bir marka oldu. Kendi çocukluk günlerimden ve yeğenimden esinlenerek kurguladığım bu dünyada, köyde yaşayan bir kız çocuğunun hikayesini anlatmak istedim. Projenin temeline de “sevgi” koydum. Ağaçları, kuşları, arkadaşlarını, ailesini seven bir çocuğun dünyasını anlattım. Niloya’nın tasarımı, renkler, o nehir kenarındaki şirin dünya kafamdakine çok yakın resmedildi. Rejisiyle, müzikleriyle çok başarılı bir iş oldu. Ama yine de bu benim kendimi en iyi ifade ettiğim projedir diyemem. Yakın bir zamanda yeni bir projem daha yayına girecek. Bu defa Niloya’dan farklı olarak, çizgi filmim Toon Boom’da çiziliyor. İki boyutlu bir iş. Boğazın altında yaşayan hamsilerin, çupraların, barbunya balıklarının eğlenceli hikayelerini anlatıyorum. Bunu da buradan ilk size duyurmuş olayım J Projenin oluşum aşamasında, karakterlerin tasarlanması, dünyanın çizilmesi gibi tüm detayları ekiple birlikte uzaktan da olsa çalışma fırsatı buldum. Ekip Adana’da… Kafamdakine yine neredeyse yakın bir dünya resmedildi. Ama yine de işte bu beni tamamen anlatan iştir diyemem. Yaptığım tüm işler benimdir: Hatalarıyla, iyisiyle, kötüsüyle… Hepsini çok seviyorum ve sahipleniyorum. Ama sanırım, bugüne kadar yapmış olduğum tüm işlerde, filmlerin bir alıcısı olduğu için kendimi çok özgür hissedemiyorum. Kanalların belirli kuralları var ve onlara uymak zorundasınız. Bu sebeple beni en iyi ifade eden işim henüz yok.


Filmlerinizde size en önemli unsur nedir? Senaryo, müzik, karakter tasarımı seslendirme, görsel dünya, …?

Size de çalıştığım yapımcılara söylediklerimi söyleyeceğim. Hepsi ama hepsi çok önemli! Dünyanın en güzel senaryosunu da yazsanız, reji kötüyse, animasyon kötüyse işiniz başarısız olur. Senaryonuz, rejiniz mükemmel olsa bile seslendirme kötüyse işiniz yine başarısız olur. Animasyon hatayı affetmiyor. İyi bir film için her detayın hakkı mutlaka verilmeli…


Filmlerinizde ekip arkadaşlarınız kimlerden oluşuyor?  Belirli isimlerle mi çalışıyorsunuz? Ekip arkadaşı seçimlerinizi neler etkiliyor? 

Ekip çok önemli… Çalıştığım ekibin deneyimli ve her şeyden önemlisi istekli olmasına dikkat ediyorum. Çizgi film mezunlarıyla çalışmayı seviyorum. Karakter tasarımından animasyona, story board’dan renklendirmeye animasyonun her detayında çok yetenekli çizgi film mezunlarımız var. Karakterlerimin tasarımı için Mustafa Murat Boyacı ile çalışmayı tercih ediyorum. Kendisiyle reklam sektöründen beri birlikte çalışıyorum. Belki yılların vermiş olduğu deneyimin de etkisiyle Murat benim kalemimi ve dünyamı çok iyi tanıyor. Niloya’nın karakter tasarımını da o yapmıştı.


Kimler ya da neler size ilham veriyor? Favori, en sevdiğiniz animasyon filmler?

Birçok şeyden ilham alıyorum. Özellikle okuduklarımdan… Sait Faik Abasıyanık, Anton Cehov, Sabahattin Ali, Tomris Uyar, Aziz Nesin, Haldun Taner, Kafka, Virgina Woolf, Edgar Allan Poe, Jorge Luis Borges, Julio Cortazar… Okumak insanı yazmaya iten şeydir… Shakespeare’i okumadan senaryo yazmanın mümkün olmadığını düşünüyorum. Tıkandıkça dönüp Shakespeare okurum. Yazmadan önce durup mutlaka birkaç öykü okurum. Ne yazıyor olursak olalım, bir yazarın mutlaka tutunduğu kitapları olmalı diye düşünüyorum.


Animasyona gelince; Miyazaki’yi ne kadar çok sevdiğimi anlatmıştım. Her filmi benim için bir ilham kaynağıdır. Bunun dışında Gore Verbinski’nin Rango filmini çok eğlenceli buluyorum. Phil Lord ve Cristopher Miller’in animasyonlarını da çok başarılı buluyorum. The Lego Movie favori filmlerim arasındadır. Wolf Children, Zootopia, Wall-E, Patema, Ateş böceklerinin mezarı ilk aklıma gelen animasyon filmleri…


Kadın olmanızın animasyon alanında size eksi ve artıları oldu mu? Olduysa neler?

Cinsiyetimin bu alanda bir eksisi ya da artısı olduğunu düşünmüyorum.


Animasyon için gerekli gördüğünüz altyapı sinema mı, grafik tasarım mı? Ya da ne? Sizce animasyon eğitiminin olmazsa olmazları neler?

Hayatta eğer bir şeyi yapmak istiyorsanız o şeyi yaparsınız. Bana göre en temel şey gerçekten çok güçlü bir şekilde istemek. Çok alakasız okullardan mezun olup da şahane animasyonlar yapan animatör arkadaşlarım var. Ya da tam tersi… Çizgi film bitirip animasyonda yerinde sayan kişiler de tanıyorum. Çünkü bu gerçekten bu işi yapmak isteyip istememenizle alakalı… Teknoloji çağında yaşıyoruz. Eğer modelleme yapmayı öğrenmek istiyorsanız ve bu konuda kendinizi geliştirmeye kafayı takmışsanız bunu yaparsınız. İnternette aratınca şimdi her şeyi bulabiliyorsunuz. Elbette sinema ya da görsel tasarım bitirmiş olmanız size çok yardımcı olacaktır. Ama aldığınız eğitim asla tek başına yeterli değildir. Bu senaryo yazmak için de geçerli. Eğer gerçekten yazmak istiyorsanız, yazmadan duramıyorsanız zaten bunun yollarını arar ve daha iyi nasıl yazarım diye uğraşırsınız. Olmazsa olmazım; yaptığınız işi sevmek ve bunu gerçekten isteyerek yapmak diyebilirim.


Türkiye’de animasyon sektörü var mı? Sektör ya da ortamın geçmişi ve bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz? Farklar ya da ilerleme oldu mu? 

TRT Çocuk kanalının açılmasıyla birlikte Türkiye’de animasyon sektörü hızla gelişti. Gelişmeye de devam ediyor. Son zamanlarda ekonomik buhrandan dolayı bazı firmaların kapandığını görsem de artık Türkiye’de bir animasyon sektörünün varlığından kesinlikle bahsedebiliriz.

Her şeyden önemlisi,  3D ya da 2d animasyon yapan animatörlerin, görsel efekt uzmanlarının sayısı giderek artıyor. Tüm dünyada internet yayıncılığı hızla gelişiyor. Artık firmalar ya da sanatçılar işlerini ille de bir kanala satmak zorunda değil. Eğer işine güveniyorsa ve onu hayata geçirmenin yolunu bulduysa,  filmini youtube’a koyup izleyicisiyle buluşturabilir. Ben animasyonun geleceğinin de bu yönde ilerleyeceğini düşünüyorum.


Türkiye ve dünyada animasyon geleceğinde neler bekliyorsunuz?

Türkiye için konuşmam gerekirse, bir yazar olarak telif hakları gibi önemli bir meselenin sorun olmadığı bir gelecek bekliyorum. Bir dünya yaratıyorsunuz, her ayrıntısına kadar yazıp, çiziyorsunuz, ciddi emekler veriyorsunuz ama telifinizi alamıyorsunuz. Bence bu animasyon sektörünün önündeki en büyük engel! Çizgi film sektörü için hep senarist yok, yazar yok gibi cümleler duyuyorum. Çok üzülüyorum. Nasıl olsun diyorum! Hiç kimse emeğinin karşılığını alamadığı bir mecrada bulunmak istemez. Yazmak hevesle başlar. Her iş hevesle başlar. Ama animasyon sektöründeki aksaklıklar yüzünden birçok insanın hevesi kursağında kalıyor.

image109