Ayça Sığırcı

15.10.2018

  

1972 yılında Ankara’da doğdum. Hareketli bir çocukluktan sonra Anıttepe Lisesi’nden mezun oldum ve AÜ DTCF Tiyatro Bölümü Dramatik Yazarlık Bölümü’nü kazandım. Daha sonra okullarda yaratıcı drama dersleri verdim; tiyatro oyunları ve gösteriler hazırladım. Gençlerin ve öğretmenlerin oyuncuları olduğu çocuk tiyatrosu projeleri gerçekleştirdim. Çocuklarla ve özellikle 6 yaş grubuyla yaptığım dersler bana her zaman çok mutluluk verdi. Onlara çok saygı duyuyorum. Yaklaşık beş – altı yıldır animasyon dünyasındayım.

 

Animasyona ilginiz ne şekilde başladı? Sizin için ne ifade ediyor? Etkilendiğiniz isimler oldu mu? 

Dönüm noktası, yaratıcı dramadan başka bir şeyler yapmak istememle başladı. Aslında aradığım daha üretken ve bireysel olabileceğim bir alandı doğrusu. Çizgi film yazmaya karar vererek yola çıktım. 


Uzun zaman çocuklarla iç içeydim, on beş yılda sayamadığım kadar çok öğrencim olmuştu. Animasyon film müziklerini dinlemek ve derslerim için efekt oluşturmak en keyif aldığım hobilerden biriydi. Üstelik kızımla çizgi film seyretmekten hiç vazgeçmemiştik. Dramatik Yazarlık mezunuydum ve senaryo yazmak özlediğim şeydi. 

Bu alanda tanıştığım çok değerli bir arkadaşımla konuştuğumda kafamdaki birçok şey netleşti. Bugün, iyi ki böyle bir karar vermişim diyorum.

 

Animasyon yapımında üstlendiğiniz görev nedir? Yaratıcı, senarist, yönetmen, yapımcı, animatör, karakter tasarımcısı, eğitimci, araştırmacı, akademisyen…?

Projelerin yaratıcı ekibinde yer alıyorum ve senaryolarını yazıyorum. 


Ne tip hikayeler ya da  tema animasyon bağlamında ilginizi çekiyor? Bir filmi yapmaya, oluşumuna katkı sağlamaya sizi motive eden nedir?

Özel olarak bir tercihim yok; özgün buluşlar, samimi ve rafine anlatımların hepsi beni cezbediyor. Amaç bir şeyler anlatmak ve bunu yaparken eğlendirmekse, sanatsal bir kaygısı da varsa yapanlar ve yazanların sunma biçimleriyle ilgileniyorum daha çok.


Eğer daha önce hazırlanmış bir projeyle ya da eserle karşı karşıyaysam önce çözümleyip sonra neler katabileceğime bakıyorum. Yönetmenin yorumu da burada devreye giriyor ve fikir alışverişi yapmak gerekiyor.

 

Kullandığınız özel bir teknik ya da stil var mı? Varsa nasıl oluştu, gelişti? Sizi en iyi ifade eden animasyon çalışmanız?

Aslında bir şeyler öğrenmeye ve denemeye devam ediyorum. Senaryonun bütünlüğü ve en iyi nasıl süzebileceğim üzerinde duruyorum. Çocuklarla iletişim kuran, ürün sunan her alan ayrıca bir özen gerektirir. Birçok şeyi söyleyip anlatabilirsiniz ama nasıl söylediğiniz ve sunduğunuz çok önemli.


Şu anda senaryolarını yazdığım İbi çizgi dizisinin benim için özel bir yeri var. 2D’yi çok seviyorum ve üzerinde en çok yoğunlaştığım proje bu oldu. Karakterleriyle sıkı bir dostluk kurmuş gibiyim ve onları konuştururken seslerini duyarak yazıyorum. Tabii ki, her projenin matematiği farklıdır; kendi sınırlarını ve özgürlük alanını belirler. Yeni bir projeye başladığımızda da başka bir dünyayla tanışıyormuş gibi heyecan duyuyorum. 

 

Animasyonda sizce en önemli unsur nedir? Senaryo, müzik, karakter tasarımı seslendirme, görsel dünya, …?

Önce hikaye sonra görsel dünya diyorum. Müziği de onlardan ayrı düşünemiyorum. Seslerin ritmi ve vurgusu, seslendirme çok önemli… Müziğin kendisi de baş aktör olabilir. Böyle bir çalışma yapmayı çok isterim. 

Senaryo bir öyküyü anlatıyor fakat görsel olarak da düşünmeniz gerekiyor. Karakteriniz bir iplik parçası ya da bir düğme olabilir. Bu durumda o düğmenin hareketleri ve bulunduğu ortamı görsel olarak tasarladığınızda istediğiniz hikayeyi, sizin bile aklınıza gelmeyecek bir serüven içinde anlatma fırsatı bulabilirsiniz. 

 

Ekip arkadaşlarınız kimlerden oluşuyor?  Belirli isimlerle mi çalışıyorsunuz? Ekip arkadaşı seçimlerinizi neler etkiliyor? 

Bir süredir çok sevdiğim bir ekiple çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yapımcılarımız Özgün Karaca ve Özgür Karaca çok değer verdiğim, harika insanlar. Yönetmenimiz, asıl öykünün yazarı Sinan Ölmez. Pratik ve çözüm odaklı düşünebilen biri.


Kolektif bir çalışma alanımız var. Herkes işin bir ucundan tutuyor ve ortaya bir ürün çıkıyor. Çok çalışmayı seviyorum ve kendi adıma rahatsız edici ortamlardan uzak durmak için çaba gösteriyorum.
 

Kimler ya da neler size ilham veriyor? Favori, en sevdiğiniz animasyon filmler?

Kızım Irmak Tara en sevgili desteğim… Babamın “Değerli ve Rin Tin Tin” taklidi yaptığı zamanları hiç unutmadım. Çocuklarla geçirdiğim yıllardaki drama çalışmalarım ve onların enerjisi de çok güçlü ilham kaynağı oldu. Enerjilerini hâlâ yaşıyorum ve birçok güzel anıyla dopdoluyum. Sanırım derslerde attığımız kahkahaların, paylaştığımız duyguların etkisi sandığımdan da büyük. 


Bunun dışında Miyazaki filmlerini ilgiyle ve severek izledim. İnside-Out senaryosuyla bana gerçekten coşku verdi diyebilirim. Ratatouille ile Bay Peabody ve Meraklı Sherman’ı da çok sevdim. Isao Takahata’nın Ateş Böceklerinin Mezarı’ndaki sahneler hafızamda hep durur. Persepolis de öyle. Bunlardan ayrı film müzikleri dinliyorum.

 

Kadın olmanızın animasyon alanında size eksi ve artıları oldu mu? Olduysa neler?

Kadın olmanın artılarını veya eksilerini yaşamadım diyebilirim. Belki artıları olmuştur. Sabırlı ve yapıcı olduğumu söyleyebilirim ama bu özellik erkeklerde de var.

 

Animasyon için gerekli gördüğünüz altyapı sinema mı, grafik tasarım mı? Ya da ne? Sizce animasyon eğitiminin olmazsa olmazları neler?

Sinema, resim, müzik, oyunculuk ve hepsi… Bu alanda kendini yetiştirmek isteyenler, işin bir yerinden başlayıp geliştirebiliyor. En çok işini severek yapanların ve ufkunu geniş tutanların bir şeyler yakaladıklarını görüyorum. En azından sanat dallarından birine, birkaçına ya da gelişmelere yakın durmalı. Sadece güncel ve hazır sunulan ürünleri takip etmek yetmiyor. 

 

Türkiye’de animasyon sektörü var mı? Sektör ya da ortamın geçmişi ve bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz? Farklar ya da ilerleme oldu mu? 

Türkiye’de animasyon yavaş da olsa gelişiyor. Her şey emek ve zamanla eş değer değil maalesef. Sektör olabilmek için ekonomik güce ve olanaklara sahip olmak gerekir. Müşteri kurumların verdikleri ücretler çok sınırlı ve taşlar hâlâ yerine oturmuş değil. Üniversite mezunu birçok arkadaşımız da bu belirsizliklerden olumsuz yönde etkileniyor. Dış pazara açıldığımızda durağanlığın geçeceğini umuyorum. 

 

Türkiye ve dünyada animasyon geleceğinde neler bekliyorsunuz?

Dünyada animasyon için söyleyecek bir şey yok zaten. Türkiye için daha özgür işler, seyretmekten ve mutfağında bulunmaktan keyif alacağımız diziler, uzun metrajlı filmler... 

image7