TR

Çevir:


Ayşe Ünal

13.04.2017



İstanbul, Beyoğlu’nda 1976 senesinde doğdum. Nişantaşı Anadolu Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, TV ve Sinema bölümünü bitirdim. Bilgi Üniversitesi’nde Sinema TV yüksek lisansı yaptım.


Kurgu ile başladım, okuldayken kurgucu olmak istediğimden emindim, bir de belgeseller yapmak istiyordum. Şans eseri reklam setlerinde reji olarak çalışmaya başladım, sonra da bazı şans bükücülerin de yardımı ile Anima’yla tanıştım. Animasyon severdim, seyrederdim, ama animasyonla uğraşmak aklımdan hiç geçmemişti. Dalin civcivleri ile bir film çekecektik, track pointler, TDler, animatörler yepyeni biraz da kabus gibi bir dünyaydı. Bir yandan da ne hayal edersen oluyor gibiydi, çok yavaşça animasyon hayatıma sızdı. Derken Anima’da yönetmenlik yapmaya başladım, animasyon içeren, efekt içeren işler. Sonra da ben bunu sevdim, burada yaşamak istiyorum dedim. Hala o düşüncedeyim.


Reklam çok iyi bir eğitimdir, başkalarının parası ile, sürekli deneyler yapma şansıdır, ama bir yerden sonra da sınırları vardır. Karakterlerin neredeyse hiç bir zaman kendi maceralarını yaşayacak vakti olmaz, birşeyler satmaları gerekir, üzülemezler, ağlayamazlar, delice sevinemezler, kısacası gelişemezler. O yüzden de animasyon stüdyoları hep kendi filmlerini de yapmayı hayal edenlerle doludur. İşte ben de hep yapmak istediğimiz ama bir türlü yapamadığımız kısa animasyon filmlerini hayal edenlerden, geliştirmeye çalışanlardan biri oldum. O zaman bu zamandır, reklam da devam ediyor, reklam dışı projeler de.


Animasyona ilginiz ne şekilde başladı? Sizin için ne ifade ediyor ve bu mecrayı neden seçtiniz? Etkilendiğiniz, size hocalık yapan isimler oldu mu?

Animasyon konusunda esas hocam “anima” oldu, orada yetiştim, birçok diğer çalışan gibi.


Animasyonda yapımında üstlendiğiniz görev nedir? Senarist, yönetmen, yapımcı, animatör, karakter tasarımcısı, …?

Çoğunlukla yönetmen, bazen arabulucu, bazen uygulayıcı yapımcı, bazen yapımcı yarısı, senarist diyemem ama yönetmenliğin parçası olarak hikaye ekibinde de yer alıyorum.


Ne tip hikayeler anlatmayı seviyorsunuz, filmlerinizde temel bir tema ya da dert var mı? Bir filmi yapmaya, oluşumuna katkı sağlamaya sizi motive eden nedir?

Daha çok reklam filmleri çeken / yapan bir yönetmen olduğumdan bu kadar autör bir bakışım yok, bir buçuk kısa bir de uzun film yapabilmişim bunca yılda. Sanırım reklam filmleri ve animasyonun ortak noktası olan bir evren yaratma fikri benim en büyük motivasyonum.


Kullandığınız özel bir teknik ya da stil var mı? Varsa nasıl oluştu, gelişti? Sizi en iyi ifade eden filminiz, çalışmanız?

Çekimli işlerde oyuncaklı işleri seviyorum, yıllar önce IF için yaptığımız bir Zoetrope filmi vardı, bunun gibi başka işler de var ama reklam olduğu için çok isim zikretmeyeyim. Çözülecek bir teknik varsa reklamda bu büyük motivasyon benim için. Tabii tamamen bilgisayar grafiği olarak yapılmış 3D filmler kendimi en rahat hissettiğim yerler. Görsel evreni açısından da rahatlıkla Kötü Kedi Şerafettin derim. Diğer açılardan da kendisine saygım, sevgim sonsuz tabii.


Filmlerinizde size en önemli unsur nedir? Senaryo, müzik, karakter tasarımı seslendirme, görsel dünya, …?

Hikaye her zaman en önemli unsur. Bunların hepsi hikayeyi anlatabilmek için araçlar. Ama sanırım görsel dünya ile ilişkim işitsel dünyadan biraz daha sıkı fıkı.


Filmlerinizde ekip arkadaşlarınız kimlerden oluşuyor?  Belirli isimlerle mi çalışıyorsunuz? Ekip arkadaşı seçimlerinizi neler etkiliyor?

Anima’da uzun yıllar birlikte çalıştığımız, birlikte öğrendiğimiz, birlikte büyüdüğümüz bir ekip var. Gidenler, yeni gelenler, dönenler oluyor tabii, ama bu açıdan çok şanslıyım. Birlikte çalıştığım ekip birbirinin dilini iyi anlıyor. Dolayısıyla evet belirli isimlerle çalışıyorum. Mehmet Kurtuluş’la bir film yaptık, daha da yapmak isterim. Kendisine yönetmen yardımcılığı yaparak adımımı atmıştım animasyona. Ayrıca Şerafettin’de bence Türkiye’nin en yetenekli ekibi ile çalıştım, kurgudan, görüntü yönetmenliğine, sanat yönetiminden, animasyona, teknik yönetime, pipeline kurulumuna. Ben birbirini leb demeden anlayan ekiplere inanıyorum, ve kendimi böyle kalabalık bir ekip ile çalışmış olduğum için çok şanslı buluyorum.


Kimler ya da neler size ilham veriyor? Favori, en sevdiğiniz animasyon filmler?

Çok farklı yerlerden ilham alıyorum, bazen tarihten, bazen bir romandan, bazen bir sergiden, ya da bahçedeki erik ağacından… Miyazaki’nin bütün filmlerini seviyorum. Hem en basit hem en çetrefil konulara büyük küçük seyirci demeden el atıp bir büyü gibi filmleştirmesi çok etkileyici. İlk göz ağrılarımdan biri Ghost in the Shell’di. Tekkon Kinkreet de çok sevdiğim bir film. Ratatouille, Inside Out, Wall-E gibi dönüp dönüp baktığım bir sürü Pixar filmi var.


Kadın olmanızın animasyon alanında size eksi ve artıları oldu mu? Olduysa neler?

Olmuştur elbet. Kadınlığı yeterince bilinçli yaşamıyorum sanırım, paketin bir parçası olarak kabul ediyorum. Bu konu 40’ımdan sonra daha çok eğileceğim bir konu olacak galiba, kendim de merak ediyorum.


Animasyon için gerekli gördüğünüz altyapı sinema mı, grafik tasarım mı? Ya da ne? Size animasyon eğitiminin olmazsa olmazları neler?

Hepsi ve hiçbiri, görsel bir altyapı gerekiyor kesinlikle, ama animasyon filmler bunların tümü ile beraber teknoloji, matematik, hikayecilik, oyunculuk vs gibi bir çok farklı altyapıdan besleniyor. Bunların herhangi birinden başlayıp animasyonun bir parçası olmak mümkün.


Türkiye’de animasyon sektörü var mı? Sektör ya da ortamın geçmişi ve bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz? Farklar ya da ilerleme oldu mu?

Var, oluşuyor. TRT çocukla beraber pek çok stüdyo var oldu. Reklamdan gelen ve film görsel efektlerine uzana belli başlı şirketler var. Ayrıca bundan kaçış yok, hem sinema gittikçe daha çok vfx ve animasyondan faydalanacak, hem oyun sektörü ile yolu kesişiyor, hem de eğitim dahil her alanda kullanılan VR gibi farklı teknikler yükselecek. Sektör var, ama daha sağlıklı olabilirdi. Varlığını gözeten, hem içeride ama esasen yurtdışında rekabeti sağlayacak yönetmelikler, kanunlar, teşvikler yok ya da çok az. Ayrıca sektöre eleman yetiştiren okullar da sayıca çok az, bazen de yeterli değil.


Türkiye ve dünyada animasyon geleceğinde neler bekliyorsunuz?

Sinemanın ve görsel diğer medyumların geleceğinde başrolde olmasını bekliyorum.

image86