Can Deniz Şahin

image16

16.01.2019

1980 yılında İzmirli bir ailenin kızı olarak Ankara’da doğdum . İstanbul’da Özel Moda Lisesi sonrasında İstanbul Bilgi Üniversitesi Sinema TV Bölümü’nde okudum. Bölümdeki hocalarımızdan Fatih Özgüven’in Karel Zeman filmlerini göstermesi benim için bir dönüm noktası oldu. Gözlerimin önünde sonsuz görsel olanaklara sahip bir dünyanın kapıları açıldı, o günden sonra hangi sıfatla olursa olsun ne tür filmlerde çalışmak istediğimi biliyordum. Stop motion’a, özellikle Çek animasyonuna ilgi duymaya başladım. Uzun, kısa elime geçen bütün animasyon filmlerini izlemeye çalıştım. Bu dünyanın bir parçası olmaya karar verdim. Çok sevgili hocam, görüntü yönetmeni Barış Ulus’un bir dersi vesilesiyle Türkiye’de bu alanda yapılan ilk işlere imza atan Anima ile tanıştım. 2001 senesi yazında, henüz öğrencilik hayatım devam ederken Anima’ya stajyer olarak girdim ve Berat İlk’e asistanlık yapmaya başladım. Saydığım bu isimlerin yanı sıra Ümit Güney, Nermin Er, Yonca Ertürk ve Mehmet Kurtuluş Anima serüvenim sırasında tanıştığım, bana hocalık yapan ve hayatımı başka başka şekillerde değiştiren çok önemli insanlar oldular.


Animasyon yapımında üstlendiğiniz görev nedir? Senarist, yönetmen, yapımcı, animatör, karakter tasarımcısı, …?

Anima’da uzun süre yönetmen yardımcılığı yaptıktan sonra 2004 yılında post prodüksiyon koordinatörü olarak çalışmaya başladım. 2008 yılına kadar bu pozisyonda farklı animasyon teknikleriyle yapılan birçok reklam projesinde ve Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? gibi filmlerin animasyon sahnelerinde görev aldım. 2009 yılından itibaren animasyon ve özel efekt ağırlıklı reklamlarda yapımcı olarak çalışmaya başladım ve 2013 yılında yine Anima İstanbul ile Kötü Kedi Şerafettin filminin kadrosunda uygulayıcı yapımcı olarak yer aldım. Halen çeşitli animasyon projelerinde proje geliştirme ve fon başvuruları süreçlerini takip ediyor ve Sinematek/Sinema Evi’nin kuruluşunda aktif olarak görev alıyorum.


Ne tip hikayeler anlatmayı seviyorsunuz, filmlerinizde temel bir tema ya da dert var mı? Bir filmi yapmaya, oluşumuna katkı sağlamaya sizi motive eden nedir?

Temel bir dert ya da temadan ziyade, mesele edindiği durumu iyi ortaya koyabilen filmlerde yer almayı tercih ediyorum. İçerik kadar onu nasıl konumlandırdığımız da önemli, bunun çok iyi bir ön çalışma ve fikir alışverişine açık bir diyalog kurarak mümkün olduğunu düşünüyorum. Dili doğru kullanan, ayrımcı bir dil kullanımından kaçınan, senaryo içinde bütünlük kurabilen ve vermek istediği mesajı didaktik olmadan iletebilen projeler beni heyecanlandırıyor.


Filmlerinizde size en önemli unsur nedir? Senaryo, müzik, karakter tasarımı seslendirme, görsel dünya, …?

Bu unsurların hepsi bir filmi bir araya getiren birbirinden önemli unsurlar, ama birinci benim için kesinlikle senaryo.


Filmlerinizde ekip arkadaşlarınız kimlerden oluşuyor?  Belirli isimlerle mi çalışıyorsunuz? Ekip arkadaşı seçimlerinizi neler etkiliyor?

Daha önce beraber çalışmış olduğum ya da işlerini bildiğim, hem bireysel becerisi hem de ekip çalışmasına uyum konusunda sıkıntı çekmeyeceğim insanlarla çalışmayı tercih ediyorum. Anima’da, bu konuda oldukça şanslı olduğum yıllar geçirdim. Oradaki ekiple hep beraber büyüdüğümüz, kendimizi de beraber geliştirdiğimiz için birbirimizin tahammül noktalarını çok iyi biliyorduk.


Kimler ya da neler size ilham veriyor? Favori, en sevdiğiniz animasyon filmler?

Gerçekçi ya da gerçeküstü olsun fark etmez, anlatmak istediğini samimiyetle iletebilen konular, içerikler bana ilham veriyor. Animasyonla ilgilenen birçok insan gibi Miyazaki’nin dünyası benim için de bu nedenle ayrı bir yerde. Karel Zeman ve Çek animasyoncular, Alman dışavurumcu sineması, Terry Gilliam’ın kitsch dünyası, Aardman animasyonları, Wes Anderson sineması, Pixar’ın senaryo ve animasyon kalitesinin beni etkilediğini söyleyebilirim.


Kadın olmanızın animasyon alanında size eksi ve artıları oldu mu? Olduysa neler?

Ben işin yapım kısmında olduğum için, eksisinin erkekler dünyasında kendimi dinletebilmek olduğunu söyleyebilirim. Hiyerarşiden bağımsız olarak ilerleyen bir iletişim modeli var burada, sizden daha tecrübesiz ya da konuyla ilgisiz birinin yorumları bile bazen sizin sözünüzden daha çok kıymet görebiliyor. Bir kadın olarak değil de bir birey olarak ben de böyle durumlarda, verilen kararın hatalı olduğunu biliyor ve görüyorsam bile, kaldırılabilir bir hataysa, o hatanın yapılmasına göz yumuyorum. Hatanın fark edilmesiyle bana dönen gözlere ise gözlerimi devirerek cevap veriyorum. Benimle çalışanlar bilirler, çok etkili bir yöntem olmuştur. Kadın olmanın asıl artısını ise birçok görevi aynı anda, birbirleriyle çakışmadan organize edebilmek olarak görüyorum. Biz kadınlar çalıştığımız bireyleri ya da projeleri, çatışma yaşatmayacak şekilde tasarlayabiliyoruz, çok daha organize hareket ediyoruz ve kriz durumlarında yapıcı çözümler üretebiliyoruz.


Animasyon için gerekli gördüğünüz altyapı sinema mı, grafik tasarım mı? Ya da ne? Sizce animasyon eğitiminin olmazsa olmazları neler?

Bunun bireysel becerilerle beraber animasyonun hangi alanına yönelmek istediğinizle çok alakalı olduğunu düşünüyorum. Mühendislik ya da tasarım tabanlı olup çok iyi bir teknik yönetmen olabileceğiniz gibi, animasyon ya da film okuyup animatör, yönetmen ya da yapımcı da olabilirsiniz. Hepsi büyük bir çarkın birbirinden önemli parçaları, o yüzden bu çarkın en olmazsa olmazı, her aşamasında tam olarak ne yapıldığını kavrayıp, bireysel eğilimlerinizi bilerek kendi yönünüzü belirlemek olabilir.


Türkiye’de animasyon sektörü var mı? Sektör ya da ortamın geçmişi ve bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz? Farklar ya da ilerleme oldu mu?

Türkiye’de reklam sektörü sayesinde sıklıkla kaliteli işler çıkarabilen ve ancak bu şekilde ayakta kalabilen bir animasyon sektörü var. Dizi ve filmlerde de çalışan ekipleri genelde bu pratikten gelen arkadaşların kurduğunu görüyoruz. Çünkü bu insanlar çok kısa zamanlar içinde kaliteli işler üretmeyi başarabilecek şekilde kendilerini geliştirmiş, başka pratikler yaratmış insanlar. Stop-motion, 2D, 3D her türlü animasyon tekniğinde çok başarılı reklam işleri çıkıyor bu ekiplerden. Sinema filmi için biz Şerafettin’de büyük şeyler denedik, gerçekten birkaç senemizi sadece bu projeye kilitledik ama Türkiye seyirci rakamları maalesef animasyon yapımcısına harcadığı parayı geri ödeyemiyor. Bunun geri dönüşünün olması için, maliyeti düşürecek manevralar yapmamız mümkün olmaz mıydı? Elbette olurdu ama o zaman da izlediğimiz film uluslararası animasyon camiasında kendinden söz ettirebilen, bu kadar başarılı bir ürün olmazdı.


Türkiye ve dünyada animasyon geleceğinde neler bekliyorsunuz?

Türkiye’de daha cesur ve özgün animasyon projeleri bekliyorum. Finansal olarak kotarılabilir olması için görsel kaliteyi ya da içeriği arka plana alan değil, her bir öğesiyle başarılı işler çıkaran yapımlar görmeyi umuyorum. Seyirci de sinemada başarılı animasyon örneklerini görmeye alıştıkça daha çok içerik istemeye ve yapımcılarda beklenti oluşturmaya başlayacaktır diye düşünüyorum. Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de animasyona yönelik özel fonların ve finansal desteklerin artması ise en büyük arzum. Çünkü içeriğiniz ne kadar iyi olursa olsun kendi ülkenizden size güvenen, destekleyen bir mekanizmayı arkanıza almadıkça, dünyanın herhangi bir yerinde görünür olmanız, destek almanız neredeyse imkânsız.