TR

Çevir:


İpek Torun

14.10.2017

1978’de Ankara’da doğdum ve büyüdüm.  Bilkent Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü mezunuyum. Çizgi  romanlara meraklıydım aslında. Dave McKean hayranıydım üniversitedeyken. Animasyon da izleyici olarak hep ilgimi çekiyordu. Bilkent’teyken seçmeli animasyon dersleri aldım ve bu dersler benim alana ilgimi iyice arttırdı. Mezun olduktan sonra yüksek lisans yapmak için soluğu Anadolu Üniversitesi Çizgi Film (Animasyon) Bölümü’nde aldım. Yüksek Lisans yaparken bilimsel hazırlık gereği lisans derslerine de girdim. Yetmedi, üzerine bir de aynı alanda ve yerde Sanatta Yeterlik yaptım. :) Sanatta yeterlikle birlikte geleneksel animasyondan daha çok hareketli grafik alanına yönelmiş oldum.

Animasyona ilginiz ne şekilde başladı? Sizin için ne ifade ediyor ve bu mecrayı neden seçtiniz? Etkilendiğiniz, size hocalık yapan isimler oldu mu?
Sanırım başta en çok etkilendiğim, durağan bir şeyi hareketlendirebiliyor olmaktı. Çok basit aslında ama “aa kımıldıyor” heyecanı yaşadım. Bilkent’te iken Tahsin Özgür bir nevi efsaneydi ama ondan ders alma şansım olmadı. Nezih Erdoğan, kendisi animatör değildir gerçi, animasyon dersine giriyordu. Hikaye anlatımı konusunda çok yol göstermiştir. Sonrasında tabii ki Anadolu Üniversitesi’nde tüm Animasyon Bölümü hocalarından ders almışlığım vardır.

Animasyon yapımında üstlendiğiniz görev nedir? Senarist, yönetmen, yapımcı, animatör, karakter tasarımcısı, …?
Ufak tefek roller dışında bir yapımın parçası olmuşluğum yok aslında. Daha çok ya tek başıma ya da çok küçük bir ekiple herkesin herşeyi üstendiği, bana göre “denemeler” yaptım.

Ne tip hikayeler anlatmayı seviyorsunuz, filmlerinizde temel bir tema ya da dert var mı? Bir filmi yapmaya, oluşumuna katkı sağlamaya sizi motive eden nedir?
Çok belirgin bir tema var diyemem. Ama sanırım pek çok kişi gibi rahatsız olduğumuz şeyler itiyor bir şeyler yapmaya diye düşünüyorum.

Kullandığınız özel bir teknik ya da stil var mı? Varsa nasıl oluştu, gelişti? Sizi en iyi ifade eden filminiz, çalışmanız?
Stop motion, özellikle Puppet tekniğiyle çalışmayı çok istiyorum ama ne yazık ki zaman, bütçe, ekip gerektiren bir teknik. Fırsatım olmuyor. Ama ben stil konusunda film ya da senaryo hangi stille daha iyi aktarılabilirse, hangi stile uygunsa onun uygulanmasından yanayım. Bir konu için uygun olan stil diğeri için uygun olmayabilir.

Filmlerinizde size en önemli unsur nedir? Senaryo, müzik, karakter tasarımı seslendirme, görsel dünya, …?
Ses tasarımı ve müzik bir film için çok önem taşıyor. İkinci bir duyuya eş zamanlı hitap ettiği için en büyük etkilerden birinin bu olduğunu düşünüyorum. Ancak en önemli unsur kesinlikle fikir. İyi bir fikir iyi senaryolaşırsa tabii. Mesela 2018 Oscar’ları için Kısa Animasyon Film kategorisinde aday adaylığı bulunan David O’Reilly’nin “Everything”i bence öyle. Hem oyun olarak hem de film olarak iyi bir fikir.

Kimler ya da neler size ilham veriyor? Favori, en sevdiğiniz animasyon filmler?
Herşey ilham verebilir, özellikle adlandırabileceğim birşey bulunmuyor. Ben kısa filmleri seviyorum daha çok. Bu sene izleme fırsatı bulduğum üç filmi çok sevdim. Max Porter ve Ru Kuwahata’nın “Negative Space”i naifliğinden, Niki Lindroth von Bahr’ın “Min Börda”sını tuhaflığından ve Ayce Kartal’ın “Kötü Kız”ını duygusal ağırlığından dolayı çok sevdim.
Daha eskilerden, belki biraz da klişe olacak ama, ilk izlediğimde çok heyecanlandığım “Vincent”.

Kadın olmanızın animasyon alanında size eksi ve artıları oldu mu? Olduysa neler?
Henüz olumlu ya da olumsuz bir etki yaşamadım, ya da farketmedim diyim.

Animasyon için gerekli gördüğünüz altyapı sinema mı, grafik tasarım mı? Ya da ne?
Sizce animasyon eğitiminin olmazsa olmazları neler?
Animasyon için en gerekli şey bence iyi bir gözlemci olmak başta. Her görev için geçerli bir gereklilik bu. Karakter de tasarlıyor olsanız, hareketlendirme de yapıyor olsanız ya da senaryo yazıyor olsanız da iyi bir gözlemci olmak çok önemli. Sinema dilini bilmenin de gerektiğini düşünüyorum, var olan kalıplara ters birşeyler yapmak isteseniz dahi.

Türkiye’de animasyon sektörü var mı? Sektör ya da ortamın geçmişi ve bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz? Farklar ya da ilerleme oldu mu?
Türkiye’de animasyon sektörü reklam alanına hitap ediyor. Animasyonla ilgilenen, üretmek isteyen kişiler var ama sektörel karşılığını bulabildiklerini sanmıyorum. Bireysel girişimler ve çabalar var diyebilirim. Uzun metraj animasyon film üretmiyoruz, ürettiklerimiz de finansal olarak batıyor. Kısa metrajları birkaç festival dışında izleyemiyoruz bile. Dışa açılmıyor, finanse edilemiyor. Fonlar var elbet ama ben yeterli olduğunu düşünmüyorum.

Türkiye ve dünyada animasyon geleceğinde neler bekliyorsunuz?
Şu anda animasyon filmler net olarak ikiye ayrılmaya başladı. Teknik anlamda üstünlük gösteren, bir çeşit vitrin filmler ve tekniğin hiç önemli olmadığı ama konu, senaryo ya da fikir olarak öne çıkan filmler. Bu ikinci tip filmleri arayışlar olarak görüyorum. Farklı görsel biçim arayışları, farklı anlatım arayışları. Vitrin filmler stüdyoların reklamı olmaya devam ederken bu farklı biçim arayışlarının artacağını ve daha ilginç örneklerle karşılaşacağımızı tahmin ediyorum. 

image17