Animasyonun Kadınları

Rümeysa Önal

Animatör

 23.09.2019

1992, Den Haag-Hollanda’da doğdum ve büyüdüm. 2014 yılında Willem de Kooning Akademi’de animasyon bölümüne başlayarak çizgi film endüstrisi ve teknikleri ile ilgilenmeye başladım.

Animasyona ilginiz ne şekilde başladı? Sizin için ne ifade ediyor ve bu mecrayı neden seçtiniz? Etkilendiğiniz, size hocalık yapan isimler oldu mu?

Çocukluğumun en güzel anıları kuzenlerim, annem ve kardeşim ile çizgi film izlediğim anlardır. İzlediğim çizgi filmler hep alt yazılıydı ama okuma yazmam olmadığı için çizgi film izleyerek İngilizceyi öğrenmiştim, empati kurma kabiliyetim izlediğim filmlerdeki değişik karakterler ve hikayelerden dolayı çok gelişti. Yıllar sonra izlediğim çeşitli çizgi filmlerin üretildiği yerlerin kültürel karateristiklerini anlayıp, benimsediğimi gördüm ve bu o coğrafyalara daha önce hiç gitmediğim halde oldu. Çizgi filmlerin benim kişiliğim ve bakış açıma olan etkisini anladığımda, bende çizgi film ile aynı olumlu etkiyi oluşturabilme niyetiyle bu mesleği öğrenmeye başladım. Animasyon eğitimi yoğun olarak teknik oluyor, bir üretimde ne gibi roller vardır ve ne içerir, dijital ve analog animasyon yapım aşamaları öğretilir fakat hikâye anlatmanın sosyal önemi ve etkisi üzerine çok durulmadığını tecrübe ettim. Cultural Diversity diye takip ettiğim bir minor’da Prof. Teana Boston-Mammah ile tanıştım. Kendisi bir sosyolog ve akademik dünyanın önyargısı, emperyalist geçmişin günümüzdeki hali ve dilin gücü üzerine gözümü açtı. Onun sayesinde mesleğimin sosyal rolünü daha iyi anlayabildim.

Animasyon yapımında üstlendiğiniz görev nedir? Senarist, yönetmen, yapımcı, animatör, karakter tasarımcısı, …?

Her şey, şu an freelance olarak çalışıyorum ve kendi projelerimde her görevi üstleniyorum. Dışarıdan gelen projelerinde ihtiyacına göre görev üstleniyorum. Bunlar genellikle tasarım ve animasyon üzerine.

Ne tip hikayeler anlatmayı seviyorsunuz, filmlerinizde temel bir tema ya da dert var mı? Bir filmi yapmaya, oluşumuna katkı sağlamaya sizi motive eden nedir?

İnsanoğlu her zaman kendini bir yere ait hissetme arayışındadır. Bir yere ait olabilmenin belirlenen kuralların insanın üzerine olan kısıtlayıcı etkisi her zaman çok ilgimi çekmiştir. Bu arayıştan ortaya çıkan hikayeler yaş, ırk, cinsiyet ve dini kimlikten öte bir köprü kurma kabiliyetine sahiptir ve ben Türk coğrafyasındaki kültürel sirkülasyonda bulunan hikayelerin arayışındayım. Göçmen bir ailenin kızı olmanın etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum.

Kullandığınız özel bir teknik ya da stil var mı? Varsa nasıl oluştu, gelişti? Sizi en iyi ifade eden filminiz, çalışmanız?

Animasyonu dijital olarak hazırlayıp, çıktılarını alıp el ile boyuyorum. Gördüğüm eğitimde dijital animasyon tekniklerini öğrendim ama kendi tarzımı uygulamak isteyince hep kâğıt, kaleme dönüyorum. Üzerimde iz bırakan animasyonlar hep el ile yapılmış, o tadı hiçbir dijital animasyonda bulamıyorum. ‘Hayat’ filmi şu an yaptığımı en iyi ifade eden film.

Filmlerinizde size en önemli unsur nedir? Senaryo, müzik, karakter tasarımı seslendirme, görsel dünya, …?

Hikaye. Anlamlı bir hikaye bulamadığımda görsel estetiği ve ses/müzik tasarımının hiç bir önemi yok. Hikâye güzel olunca ondan yola çıkan her samimi tasarım kararı filmi güzelleştirir.

Filmlerinizde ekip arkadaşlarınız kimlerden oluşuyor?  Belirli isimlerle mi çalışıyorsunuz? Ekip arkadaşı seçimlerinizi neler etkiliyor?

Kardeşim Zülal ve en yakın arkadaşlarım. Projemin her aşamasını onlarla paylaşıyorum ve onlar acımazsızca bütün kusurları bana gösterip düzeltmemi sağlıyorlar. Tek başıma çalışıyorum ve genelde etrafımdaki insanlardan yardım alıyorum gereken yerde. Çıktıları boyamak için arkadaşlarımı çağırıyorum. Hayat filmindeki sesler kuzenime ve yeğenime ait mesela. WhatsApp ses mesajı ile kaydettik sesleri 🙂

Kimler ya da neler size ilham veriyor? Favori, en sevdiğiniz animasyon filmler?

Din, felsefe ve edebiyattan çok ilham alıyorum. En sevdiğim filmler arasında Kiki’s Delivery Service (Hayao Miyazaki), The Fall (Tarsem Singh), Jane Eyre (Cary Joji Fukunaga), Hedgehog in the Fog (Yuri Norstein)

Kadın olmanızın animasyon alanında size eksi ve artıları oldu mu? Olduysa neler?

Kadınlar tarihte cinsiyetinden dolayı eğitim ve iş konusunda engellendiği için neredeyse sosyal hayatın her parçasında kendini ve kabiliyetlerini savunarak yaşamakta. Bu baskıdan sebep oluşan güçlü bir empati kabiliyetimiz var ve bu hikâye anlatanlar için olmazsa olmaz bir özelliktir, bu çok önemli bir artı. Gelişimine mâni olunmamış kadının aşamayacağı bir engelin olduğunu düşünmüyorum.

Animasyon için gerekli gördüğünüz altyapı sinema mı, grafik tasarım mı? Ya da ne? Sizce animasyon eğitiminin olmazsa olmazları neler?

Animasyon yapanlar bilir, bomboş bir sayfa ile karşı karşıya durunca her şeyi kozmolojik boyutta sorgulayarak oluşturuyorsunuz. Yanıla yanıla doğru kompozisyonlar zaman içerisinde oluşuyor. Her meslek çok çalışmayı gerektirir ama animasyon hakikatten ruhsal ve bedensel olarak insanı çok zorluyor o yüzden sabretmeyi, çok iyi bir gözlemci olmayı (bolca resim çizmek), yer çekiminin hareket üzerine olan etkisini (fiziğin temel kuralları) ve maddelerin morfolojisini incelemeyi (biyoloji) olmazsa olmaz olarak düşünüyorum. Yapmak istediğim animasyon şekline göre bolca deneyler yapılması ve tutoriallar takip edilmesi yeterli.

Türkiye’de animasyon sektörü var mı? Sektör ya da ortamın geçmişi ve bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz? Farklar ya da ilerleme oldu mu?  

Mezun olduktan sonra birkaç ay Hollanda’da çalışıp Türkiye’ye taşındım. Bunun sebebi buradaki sektörü çok heyecanlı bulmam. Türkiye’de o kadar çok anlatılmamış hikayeler var ki düşündükçe daha da heyecanlanıyorum. Bu hikayelerin çok değerlendirildiğini henüz görmüyorum ve bunun sebepleri animasyon sektörünün olmaması veya yeteneğin olmamasıyla alakalı değil, buraya ait olmayan bir estetik dilin zorla empoze edilmesiyle alakalı. Aynı zamanda hızlı üretim adına sürekli 3D tercih ediliyor. Haftada 3 dakika çizgi film üreten insanlar var 3D ile ve benim 3 buçuk dakikalık mezuniyet filmim uykusuz bir 6 aya mal oldu. Hızlı üretimden vazgeçip düzgün üretime geçiş yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Hızlı üretim çabuk bir şeyler ortaya koysa da düzgün üretim zamansız bir etki bırakacaktır.

Türkiye ve dünyada animasyon geleceğinde neler bekliyorsunuz?

Dünya’da müthiş bir siyasi gerginlik var. İklim değişiklikleri ve insan hakları ihlallerinin ortaya çıkaran yıkıcı sonuçlarıyla birlikte daha çok dürüst hikayelere talep çoğalıyor. O yüzden klasik Hollywood hikâye yapısından farklı filmlerin ortaya çıkması ve çeşitli kültürlerden gelen estetiklerin popüler medyaya daha yoğunca gösterilmesini bekliyorum.