Aylin Zoe Tinel

16.05.2017

1975 İstanbul doğumluyum. Ortaokul, lise yıllarımda müzikle ilgilendim. Felsefe ya da sanat tarihi okuyup müzik yapmak istiyordum. Lise son sınıfta bir süre Almanya’da kaldım. Dil kursu yanında sinema ve video sanatıyla ilgili bir workshopa katıldım. Kurguya tanışmam ilk orada oldu. 90’lı yılların başında Cronenberg, Lynch, Gus Van Sant, Ridley Scott gibi ustalar ana akım sinemada etkileyici işler yapıyorlardı. Almanya’da bir sinema okulu tarafından davet edilince, sanata olan iştahlı bakışıma deva olarak sinemayı ciddi ciddi düşünmeye başladım. Edebiyat, müzik, fotoğraf, felsefe, tasarım… Nerdeyse ilgilendiğim her alanı kapsıyordu. Ailemden ve arkadaşlarımdan uzak olmak istemedim ve Türkiye’ye geri döndüm.(Gençlik işte) ;) Müzikle amatör olarak uğraşma kararı aldım. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo TV Sinema bölümüne girdim. Üniversite beni hayal kırıklığına uğrattı. İlk yılın sonunda sektörde yoğun olarak çalışmaya başladım. Hem reji hem kurgu yapıyordum. Hiçbir şey pek öyle hayal ettiğim gibi değildi ama kurgu masasındaki yaratıcı süreç beni her seferinde heyecanlandırdı. Rejiyi bıraktım. Normal şartlarda bir editörün 10 senelik kariyerinde yapabileceği sayıda işi bir senede yapıyordum. Stüdyoda iyi bir ekip haline geldik. Hem farklı platformlarda yaptığımız işlerden, hem de birbirimizden çok şey öğrendik. Editörlük mesleğim oldu.


Animasyon ile tanismaniz ne zaman oldu - ne şekilde başladı? Sizin için ne ifade ediyor? Animasyon film editörlüğünde size hocalık yapan isimler oldu mu?

Animasyon’un yeri bende oldum olası farklıdır. Belki de masalları sevdiğim için.  Çok zahmetli ama bir o kadar da büyülü ve özgür bir dünya. Maalesef animasyon alanında bir hocam olmadı. Ama animasyon ve stopmotionla uğraşan pek çok arkadaşımın yanı sıra usta diyeceğim çizgi romancılarla iyi dostluklarım oldu. Konuya dair benim perspektifimi genişleten, tefekkürde bulunmamı sağlayan onlardır. 


Bir filmi yapmaya, oluşumuna katkı sağlamaya sizi motive eden nedir?

Kısaca filmin derdi. Bu derde nasıl baktığı, ne şekilde yorumlayacağı ve ifade edeceği. Ve tabi ki ekipte kimlerin olduğu. 


Kullandığınız özel bir teknik ya da stil var mı? Varsa nasıl oluştu, gelişti? 

Bu soruyu editör Anne V. Coats’a sormuşlar, benim bir stilim yok, işe göre eğilip bükülürüm demiş ama kızı sinema okulunda Coats tekniği okuduklarını söyleyince şaşkına dönmüş tabi. Eminim farkında olmasam da benim de bir sitilim vardır. Stil ve teknikten daha önemli olan kurguda ustalaşmak. Bu da hem tecrübeyle hem de farklı disiplinlerde kendinizi geliştirmeniz sayesinde gerçekleşebilecek bir şey. Ben eskisine nazaran giderek planları sahneleri ve sekansları daha hızlı okuyor daha sağlam konstrüksiyonlar kuruyorum. İfade ve ritimle oynamak için zamanım kalıyor. 


Çalışmalarınızı yaparken sizce en önemli unsur nedir? Senaryo, müzik, karakter tasarımı seslendirme, görsel dünya, …?

Senaryo aşamasında işe katıldıysam kurgu ve dramaturjiye dair konuşuyoruz. Buna bağlı olarak karakterin motivasyonlarını tartışıyoruz. Sonrasında müzik ve  ses tasarımı ağırlıklı olarak uğraştığım süreçler. İkisi için de detaylı eskizler hazırlayıp sonraki süreçlerin takip ediyorum çünkü ikisinin de kurguya direk etkisi var.


Filmlerinizde ekip arkadaşlarınız kimlerden oluşuyor? Belirli isimlerle mi çalışıyorsunuz? Ekip arkadaşı seçimlerinizi neler etkiliyor?

İşini aşkla yapan iyi yapan herkesle çalışmak isterim. Tabi ki yaratıcı ekibin birbirinin dilinden anlaması gerekiyor. Sözel iletişim için zaman hep dar dolayısıyla birbirimizin nelere dikkat edeceğini, hangi konularda hassasiyet gösterilmesi gerektiğini bilmek önemli. 

Kimler ya da neler size ilham veriyor? Favori, en sevdiğiniz animasyon filmler?

ilham aldığım şeyler genelde sanatın diğer dalları, mimari heykel, müzik, resim, edebiyat. Animasyon film listesi bir hayli uzun. Ben de her animasyon hayranı gibi Miyazaki’nin tüm filmlerini hiç bir filme değişmem. Ama sinemadaki pek çok sanatçıya hem tasarımları hem de kurgusuyla ilham veren Satoshi Kon’un da yeri ayrı. Ratatouille ve Wall-e bence son dönem amerikan animasyonlarının en iyi örneklerinden. Tabi Burton’ın A night before Christmas’ı ve Oshii’nin Ghost in the Shell’i de benim için önemli filmler. Henson’ın Dark Crystal’ı ile 1967 yapımı Jungle Book ve Heidi de çocukluğumdan bende kalanlar.


Kadın olmanızın çalışma hayatınızda size eksi ve artıları oldu mu? Olduysa neler?

Eksileri olmuş meğer. Ben çok farkında değildim sonra sonra insanlar bana açıklamaya çalıştıklarında da çok şaşırmıştım. Sektör ağırlıklı erkek egemen olduğundan kadınların sanat kostüm ve de organizasyon işlerinde olmaları işlerine geliyor anladığım kadarıyla. Yani yaratıcı alanlarda kadınları görmeye alışık değiller. Tabi bu herkes için geçerli değil. Özgüven sorunu olamayan herkes kadınları yaratıcı ekibinde özellikle ister. Önsezi, duyarlılık ve sabır bir editör için önemli unsurlar ve bir kadın doğası gereği bu unsurlara sahip olma ihtimalinde avantajlı. 


Editörlük için gerekli gördüğünüz altyapı nedir? Animasyon editörlüğü için bu farklı mı?

Animasyon editörlüğünde farklı değil sadece biraz daha sabırlı olmanız, organizasyon ve sistem kurma konusunda da becerikli olmanız gerekir. Editörlük için genel olarak ihtiyacınız olan şeyleri aslında yukarıdaki soruları cevaplarken belirttim ama daha sistematik saymak gerekirse.

_Iyi bir ritim kulağı. Denge. 

_Farklı disiplinlerde sanatın tarihini öğrenmek, günümüzdeki halini takip etmek

_Önseziniz olması. Sabırlı olmak. Öğrenmekten hoşlanmak.

_Bulmaca çözmeyi sevmek. 

_Hikayeciliği sevmek iyi bir hikayeci olmak. 

_Açık görüşlü ve cesur olmak. Denemekten sıkılmamak, üşenmemek, korkmamak.

_Son olarak tabi ki çok çalışmak ve yetenek. 


Sizce animasyon eğitiminin olmazsa olmazları nelerdir?

Sanat tarihi, mikro makro görme biçimleri ve de hareket eğitimi. Ama bunların sistematik olarak nasıl verileceğine dair açıkçası bir fikrim yok.


Türkiye’de animasyon sektörü var mı? Sektör ya da ortamın geçmişi ve bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz? Farklar ya da ilerleme oldu mu?

Büyük olmasa da var. Sektörde başı çeken firmalardan biri olan Anima herşeyi göze alarak ve kendi varlıklarını riske atarak uzun metraj film yaptılar; Kötü Kedi Şerafettin. Hayaldi gerçek oldu, canları yandı ama tövbe etmediler. Umarım başkalarına da bu çabaları ilham vermiştir.


www.sivileditorler.com

image6